Toplumsal Statü, Rol ve Saygınlık

Diğer insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve bize karşı tutum ve davranışlarını belirleyen şey çoğu zaman bizim içsel özelliklerimizden çok, statümüzdür.



Statü, diğer insanların bireylerin toplum içindeki yerine verdikleri addır. Gündelik yaşamı bir tiyatro oyununa benzetirsek, her oyuncuya senaryoda bir yer verildiğini ve bu oyuncunun sahnede sergilemesi gereken davranışların da belirlendiği kabul edilebilir. Örneğin; baba, aşçı, genç, belediye başkanı, kurum müdürü vb. roller ve bu rollere uygun sahne davranışları vardır. İşte kişilerin varlığının parçası olan bu konumlara veya sıfatlara, sosyolojide genel olarak toplumsal statü denilmektedir.

Bir bireyin çocuk, erkek, kardeş, bölüm birincisi, doktor gibi çok sayıda statüsü olabilir. İnsanlar hem edinilmiş (verilmiş) statülere hem de kazanılmış statülere sahiptirler. Bireylerin statülerinin dayandığı kaynaklar servet, soy, cinsiyet, bireysel yetenek, eğitim düzeyi, görevin güçlüğü, sahip olunan iş ve önemi, yaş, medeni durum, gelir seviyesi, dinsel inanış vb. olabilir. Kadın ya da erkek olmak, bir millete ait olmak, soylu bir ailenin üyesi olmak gibi bazı statüler doğuştan gelir. Yani erkek ya da kadın olmak, zengin ya da yoksul bir ailede doğmuş olmak ya da belirli bir ırkta doğmuş olmak gibi statüler, edinilmiş, yani doğuştan gelen statülerdir. İnsanların daha sonra kendi çabalarıyla ve bazen de şansla elde ettikleri statüler ise kazanılmış statülerdir (Coser, 1983:83-85). Bu statüler ise bireyin çabası sonucu sonradan elde edilir: Meslek sahibi olmak, zengin olmak, anne olmak gibi. Öğretmen olmak, baba olmak ya da piyangoyu kazanıp zengin olmak, kazanılmış statülere örnektir. Geleneksel toplumlarda insanların toplumdaki yerlerini belirlemede doğuştan gelen statüler daha ön plandayken, günümüz modem toplumlarında kazanılmış statüler daha önemlidir.

İster doğuştan isterse sonradan kazanılmış olsun her toplumsal statü bireyin sosyalleşme sürecinde öğrendiği birtakım davranışları da beraberinde getirir. Roller, her bireyi yaşamındaki diğer bireylere bağlayan davranışlara ilişkin toplumsal olarak tanımlanmış beklentilerdir. Başka bir deyişle toplum, her statüdeki insanın belirli bir şekilde davranmasını bekler ve bu davranış rol olarak adlandırılır. Sosyolojide statülerden beklenen davranışlara genel olarak toplumsal rol denir. Örneğin; bir doktordan öncelikli olarak beklenen rol, hastalarını muayene etmesidir.



Roller, toplumdaki statüye uygun hak ve ödevlerden meydana gelir. Bütün insanlar bir takım statülere (anne, öğretmen, sınıf annesi, komşu) sahip olur ve bunların hepsi kendi rolünü içinde taşır. Toplumsal yaşam, herkesin toplumsal rollerine uyması, yani kendinden beklenen ve önceden tahmin edilebilecek davranışları yerine getirmesi ile mümkün olur. İnsanların sahip oldukları statülere bağlı olarak çok sayıda rolü olabilir, örneğin bir birey erkek, baba, oğul, koca, doktor ve apartman yöneticisi rollerine sahip olabilir. Bireyin rollerinden biri ya da bazıları diğer rollerle uyuşmadığı zaman rol çatışması yaşanabilir. Örneğin polis olan baba, bir baskında suçluların arasında kendi çocuğunu gördüğünde rol çatışması yaşayacaktır. İyi bir baba gibi davranırsa iyi bir polis gibi davranmamış olacak, iyi bir polis gibi davranırsa iyi bir baba gibi davranmamış olacaktır (Coser, 1983:8687).

Birey toplum ilişkisi çerçevesinde sosyolojinin ilgi alanına giren önemli konulardan biri de bireylerin toplumsal yapı içinde işgal etmiş oldukları konumlar ve bu konumlara bağlı olarak oynadıkları rollerdir.

Toplum son derece karmaşık sosyal ilişkiler üzerine kurulu olduğu için birey aynı anda birden fazla statü işgal eder ve dolayısıyla birden fazla rol oynar. Bu durum, bir kadının çocuğunun hem annesi hem de öğretmeni olması ya da bir edebiyat öğretmeninin yazarlık yapması gibi bazen rol çatışmalarına bazen de rol pekişmelerine neden olur. Birey birden fazla statüye sahip olmakla birlikte toplumsal hayatta öne çıkan bir statüsüyle tanımlanır. Sosyolojide bu statüye anahtar statü ve bu statünün gerektirdiği davranışa da anahtar rol denilir.

Bireyin sahip olduğu rolleri ile davranış biçimleri arasında güçlü bir bağ vardır. Her birey rolünün gerektirdiği biçimde davranır. Rol çatışması, bireyin yerine getirdiği rolleri arasındaki uyumsuzluktur. Rol pekişmesi, bireyin yerine getirdiği rollerin birbirini desteklemesidir.



Gündelik hayatımız; toplumun çevremizde bulunan kimi insanlara ya da mesleklere daha fazla ilgiyle yaklaştığını gösteren deneyimlerle doludur. Örneğin, iyi giyimli biri yüksek bir statüye sahip olabileceği izlenimi verdiği için ona yöneltilen hitap biçimi diğer insanların hitap biçiminden farklı olur. Toplum her statüye aynı değeri yüklemez. Bu nedenle çocuklar genellikle doktor, mühendis, sanatçı, sporcu olmak isterler ya da böyle bir isteğe doğru toplum tarafından yönlendirilirler. İşte bireyin statülerine toplumun verdiği değere sosyolojide prestij adı verilir. Prestij kavramı toplumdan topluma ve aynı zamanda aynı toplumda zaman içerisinde değişebilen dinamik bir kavramdır. Örneğin eskiden devlet memurluğu prestijli meslek iken günümüzde bankacılık, medya gibi özel meslek alanlarının prestiji artmıştır. Statüden kaynaklanan prestijin yanı sıra bireyin toplumda oluşturduğu kişisel saygınlığına da prestij denir. Bu anlamda prestij, bireyin kişisel özellikleri ve davranışlarıyla toplumda oluşturduğu imaja bağlıdır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Sosyoloji Ders Kitabı, Açıköğretim Ders Kitabı