Toplumsal Değişme Nedir, Ne Demektir?

Toplumsal yapı statik değil dinamiktir. Tarihsel süreç içerisinde değişme kaçınılmazdır. Değişme toplumun yapısında meydana gelir.



Toplumsal değişme hızlı olduğu gibi yavaş da olabilir. Örneğin geleneksel toplumlarda değişme yavaş olurken sanayi toplumlarında hızlı olur. Geleneksel toplum “mozaik” bir toplum tipi olmadığından her parçası birbirini besleyecek tarzda faaliyet gösterir. Bu nedenle unsurlardan birindeki değişim hemen yapının değişmesine yol açmaz ama yapı tarafından kontrol altına alınır. Her toplum daima bir değişim süreci içindedir. Bazı dönemlerde toplumlar daha hızlı değişirken bazı dönemlerde ise daha yavaş değişir. Değişimin hızlı olduğu dönemler, özellikle devrimler ve rejim değişikliklerinin olduğu dönemlerdir. toplumsal güçlerin etki ve baskıları sonucu gerçekleşen reformlar bazen ileriye olduğu gibi bazen de geriye doğru toplumsal değişmeler üretebilmektedir. Toplumsal yapının ögeleri birbirine bağlı olduğu için değişme rastgele olmaz. Toplumsal yapının bazı ögelerinin değişmesi diğer ögeleri de etkiler. Değişmenin meydana gelmesi toplumsal yapının bütünlüğünü bozmaz.

Hızlı değişme ve farklılaşmaların yaşandığı günümüzde teknolojinin ilerlemesi, köyden kente göç ve küreselleşme gibi olgular nedeniyle toplumsal değerlerin değişmeden kalması ve değişmeden aktarılması neredeyse imkânsızdır. Aslında toplumsal açıdan böyle bir beklentinin olması da gerçekçi değildir. Teknolojik gelişmelerin getirdiği değişikliklere uyum sağlamak toplumsal değişmeleri getirir. Toplumsal değişmeler ise toplumun üyelerinde ve en temel birimi olan ailede, aile bireylerinde gözlenir. Bireylerin hayatında önemli olanlar başka ve yeni önemli olanlara yerlerini bırakır. Bireyler daha önce yükledikleri anlamların yerine yeni anlamlar yüklerler ve değerlerde değişme gözlenir. Bazı değerlerin değişmesi zorken bazıları kolay değişir. Örneğin çok küçük yaşlarda kazanılan tutum ve davranışlar ve bunların dayandığı değerler, kalıp yargılar kolayca değişmezken günlük yaşantı gündeminin sunduğu maddi içerikli değerler, daha kolay değişebilmektedir.

Günümüzde yaşanan hızlı sosyal değişmenin sorumlusu olduğu düşünülen küreselleşme ile açıklanan yeni dünya düzeni ve yaşamı, gündemde bulunan her şeyi kısa sürede tüketip bir başka gündeme geçmeyi telkin eder. Kitle iletişim araçları yoluyla toplumların karşılıklı etkileşimi, bu araçların günümüzdeki kadar gelişmiş olmadığı geçmişe göre daha hızlıdır. Etkileşime giren toplumlarda küresel pazar için üretilenlerin tüketimi arttıkça toplumlar pek çok yönden birbirlerine daha fazla benzemektedir. Bu durum toplumların birbirinden farkını ortadan kaldıracak şekilde hızla ilerlemekte ve değerlerin değişmesini kaçınılmaz hâle getirmektedir. Toplumların kültürel sistemleri değişmeye karşı içsel bir tepki geliştirse de bu kolay olmamaktadır. Görünüşte maddi olan değerler, üstlerinde anlamları ya da kültür kodlarını da taşırlar ve aktarırlar. Küreselleşmeye karşı koyamayan toplumlarda ithal edilen ne varsa kendi anlamı ve değeri ile birlikte gelerek o değere yer bulmaya çalışır. Küreselleşme, mevcut değerlerin bazılarını dışlar, bazılarını öne çıkarır ve bazılarının da içlerini boşaltıp onlara yeni anlamlar yükler. Değerlerin değişmesi toplumda yeni yapısal düzenlemelere ve yeniden inşa sürecine yol açar. Sosyal değişme süreci içinde temel değerlerini kaybeden toplumlar parmak izini kaybetmiş gibidir. Değerlerimiz kültür varlıklarımızdır. Ahlaki ilkelerimiz, dilimiz, edebiyatımız, müziğimiz, insanlara gösterdiğimiz hoşgörü, kimlik farkındalığımız çok önemli değer alanlarımızdır. Bu değerler değiştiğinde toplumun tümü etkilenecektir. Bu etkilenmeyi tersine çevirmek için toplumdaki ihtiyaçları farklı gibi görünen fakat aslında pek çok ortak noktaları bulunan toplum üyelerini, nüfus gruplarını bir araya getirmek gerekmektedir. Örneğin yaşlılar-gençler, yaşlılar-çocuklar, orta yaşlılar-bebekler gibi.

İnsanlar varlıklarını sürdürebilmek için içinde bulunduğu doğal ve toplumsal dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye çalışırlar. İnsanoğlu doğayı ve toplumu kendi isteği doğrultusunda değiştirdikçe kendisi de değişir.

Sosyoloji disiplini ise toplumun nasıl değiştiğini, ne tür etkenlerin toplumsal değişmeye neden olduğunu ve toplumsal değişmenin boyutlarının neler olduğunu belirlemeye çalıştık Bu nedenle toplumsal değişme sosyoloji disiplininin en temel kavramlarından birisidir. Kısaca belirtmek gerekirse toplumsal değişme; toplumsal yapının, kurumların, toplumsal ilişkiler ağının, davranış kalıplarının, toplumsal norm ve değerlerin zaman içinde geçirdiği dönüşümler olarak açıklanabilir. Toplumsal değişmenin yönü ve boyutu ne olursa olsun tüm toplumlarda görülür. Hiçbir birey veya toplumsal grup değişimden kaçınamaz. Bu nedenle sosyal bilimciler "Her şey değişir, değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir." demektedirler. Toplumsal değişme nötr bir kavramdır. Zira değişme olumlu yönde olabileceği gibi olumsuz yönde de olabilir. Yine değişimler planlı olabileceği gibi plansız da gerçekleşebilirler.



Toplumsal değişme denilince akla ilk gelen kavramlar, gelişme ve ilerleme kavramlarıdır. Toplumsal değişme alanındaki ilk sosyolojik çalışmalar Aydınlanma, Endüstri Devrimi ve Fransız Devrimi sonucunda Batı Avrupa toplumlarında ortaya çıkan değişimleri açıklama üzerine odaklanmıştır. Aydınlanma düşüncesi temel olarak dünyanın batıl inançlarla veya doğaüstü güçlerle açıklanamayacağına dayanır. Aydınlanma düşüncesine göre dünyayı anlama ve açıklamanın tek yolu, akılcı düşünce ve bilimdir. Akıl ve bilimin kullanılması, ilerlemeyi getirecektir. Bu anlamda ilerleme kavramı, toplumlar için her zaman daha iyi ve daha güzel olan bir aşamaya doğru gidişi ifade etmiştir. Aydınlanma düşüncesi etkisiyle toplumsal değişme daha iyiye, ideal olan bir toplumsal düzene doğru ilerleme olarak ele alınmıştır. İlerleme fikrini içinde barındıran gelişme kavramı ise daha sonraki dönemlerde özellikle Üçüncü Dünya toplumlarının analizinde kullanılmış bir kavramdır. Gelişme bu tür toplumların kapitalist endüstrileşme ve modernleşme sürecine dâhil olup gelişmiş toplumların geldikleri aşamaya gelebileceklerini ifade etmektedir.

Yaşlı insanların geçmişten özlemle söz ettiklerini sıkça duyarız. Eski dostlukların, akraba ilişkilerinin, mahalle kültürünün kalmadığından ya da kullanmakta zorluk çektikleri yeni teknik aygıtların icat edilmesinden, mekânların daralmasından, kalabalıklardan şikâyet  ederek geçmiş deneyimlerini anlatırlar.

Bu durum, kısmen insanların yaşlandıkça güçlenen, geçmişe özlem duyma duygusundan kaynaklansa da sosyolojik bir gerçeği de göz önüne sermektedir. Filozof Herakleitos’un “Değişmenin kendisi hariç her şey değişmektedir.” sözü yalnızca varlığın evrensel hakikatini değil aynı zamanda bir sosyolog için toplumsal hayatın temel karakteristiğini de ifade etmektedir. Örneğin Türkiye özelinde düşünürsek, evlerin iç dekorasyonunun modernleşmesi, beslenme ve mutfak alışkanlıklarının değişmesi, bakkalların yerini büyük marketlerin alması, yeni bir eğlence ve tüketim kültürünün ortaya çıkması, evlilik ve düğün âdetlerindeki değişmeler, yabancı kelimelerin Türkçede çokça kullanılmaya başlanması, doğanın kirlenmesi, metropollerin ortaya çıkması gibi ilk elden saptayabileceğimiz faklılaşmalar Türkiye’nin her bakımdan değiştiğini göstermektedir. Elbette bu yalnızca Türkiye için geçerli bir durum değildir. Tarihsel akış içinde tüm toplumlar yapı ve ilişkiler bakımından sürekli değişmektedirler. İşte bu süreklilik arz eden değişme olgusu sosyolojide toplumsal değişme kavramı ile açıklanır.



"Değişim" modern toplumların sihirli kelimelerinden birisidir. Geleneksel toplumlar değişim kelimesinden ne derece tedirgin oluyorlarsa, modern toplumlar aksine o derece memnun oluyorlar. Nitekim bütün dünyanın dikkatle takip ettiği ABD’deki 2008 başkanlık seçimlerinde siyahî Barack Obama, başkan adayı olduğunda seçim propagandasının merkezine "değişim"i koydu: "Change we need: İhtiyacımız olan değişimdir!" Ve nitekim başarılı da oldu. Şüphesiz sosyal sistem düşüncesine eğilimli olan toplumbilimciler bir kişinin neyi değiştireceğini, değişim derken neyin kastedildiğini merak etmişlerdir.

Toplumsal değişim, toplumsal yapıda meydana gelen değişimdir; yani toplum içinde çoğunluk tarafından paylaşılan örüntülerde zaman içerisinde görülen değişim. Feodal Avrupa ile modern Avrupa arasındaki ya da Çarlık Rusyası ile Sovyet Rusyası arasındaki farklılaşma sosyal yapıdaki bir değişimi ifade eder.

On dokuzuncu yüzyılda yaşayan klasik dönem sosyologları, kendilerinden önce ortaya çıkan ve feodal dönemi ifade eden "eski rejim" kavramlaştırmasından sonra bu eski sosyal yapı ile modern sosyal yapıya hem sosyolojik bir isim bulmak hem karakteristik özelliklerini ortaya koymak hem de değişimin altında yatan sebepleri açıklayabilmek için büyük çaba göstermişlerdi. Comte bunu metafizik dönemden pozitif döneme geçiş, Marx feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş, Durkheim mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya doğru geçiş şeklinde ifade etmiştir. Bunun yanında Ferdinand Tönnies(1855-1936, Ferdinand Tönyes) cemaatten cemiyete doğru bir değişim şeklinde tipolojiler yapmıştır.

- Buharlı makinenin icadı ekonomik ve sosyal ilişkilerin değişmesine neden olmuştur.

On dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sı bilimde, teknikte, edebiyatta, sanatta, siyasi arenada birkaç yüzyıldan beri birbirini takip eden atılımların neticesi olarak insanlığın sürekli bir ilerleme içinde olduğunu düşünmeye başlamıştı. Gelişme ve ilerleme pozitif değer yüklü kavramlardı. Bilim ve sanatın ilerleyişi ile refahın ve lüksün arttığını, buna bağlı olarak da insan ilişkilerinde ve toplumsal değerlerde bir bozulma olduğunu söyleyen Jean-Jacques Rousseau (Jan Jak Russo, 1712-1778) gibi bazı düşünürler ve dünyanın sürekli olarak günah ve kötülük içinde kıyamete doğru yaklaştığını öngören dinî yaklaşımlar istisna tutulacak olursa o dönemde, insanlığın sürekli daha iyiye doğru gittiğini yadsımak mümkün değildi. Daha teknik olarak söyleyecek olursak gelişme ve ilerleme, iki toplumsal sürecin gerçekleşmesine bağlı olarak kullanılıyordu. Bilginin çoğalması ve dolayısıyla insanın doğa üzerindeki denetiminin artması: bu aynı zamanda insanın üretim gücünün artması anlamına gelir. Bu terimler sanayileşme ve modernleşmeyi belirtmek, Batılı sanayi toplumlarını diğer toplumlardan ayırt etmek için kullanılıyordu.



Bugün sosyolojik anlamda ilerleme kelimesi tamamen terk edildiği gibi gelişme kelimesi de daha çok hayat standardındaki iyileşme durumlarını ifade eder. Gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş olan toplumlar şeklinde daha çok iktisadi duruma göre bir ayrım yapılsa da hayat standardından kastettiğimiz anlamda insani gelişmişlik ölçütleri farklıdır. Bu ölçütlerde ekonomik gelişmenin yanında eğitim ve sağlık imkânlarındaki iyileşme, ortalama insan ömrü, insan hakları, çalışma hayatı koşulları gibi konular dikkate alınır.

- Değişim her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir.

Bu kavramların yerini "değişme" kavramına bırakmasının altında birkaç sebep aranabilir. Özellikle Weber'le birlikte değerlerden arınmış bir bilim arayışı bu değer yüklü kavramların üzerinde tartışmalara neden oldu. Zira bilimsel ve teknik anlamda gelişmenin "iyi" olarak görülmesi, Batı dışındaki toplumların "geri" kabul edilmesi hep normatif yaklaşımlardır. Ayrıca mevcut durumun eskiye göre daha iyi olduğunu söylememiz de doğru olmaz, zira her zaman yeni eskisinden iyi olmayabilir. Toplumsal açıdan görece daha kötü duruma da düşebilir. Gelişme ve ilerleme kavramları her zaman daha iyi duruma gitmeyi ifade ettikleri için her toplumsal değişiklik durumunda kullanılamaz. Buna bağlı olarak söyleyebileceğimiz ikinci sebep, Batı'daki toplumsal gelişmelerin istenilen sosyal tatmini sağlayamaması ve ilerlemeye karşı duyulan şüphedir.

Lütfen Aşağıdaki İçeriklere de Bakınız:

- Toplumsal değişmeyi etkileyen faktörler nelerdir?

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Sosyoloji Ders Kitabı, Açıköğretim Ders Kitabı, (A. Giddens, Sosyoloji, s. 286), (Ayşe Canatan,Yaşlı Sorunları Araştırma Dergisi, s.66, 67)