Sosyalleşme, Toplumsallaşma Nedir?

Bireylerin üyesi oldukları topluma ait değerleri, tutumları, bilgi ve becerileri, kısacası o toplumun kültürünü öğrendikleri etkileşim süreci toplumsallaşma olarak adlandırılır.



Bu etkileşim sürecinde birey sosyal bir varlık olarak toplum içerisinde başkalarıyla birlikte yaşamayı öğrenmektedir ve toplum onu sosyal bir bireye dönüştürmektedir. Çünkü insanlar, sosyokültürel değerlerle donanımlı bir varlık olarak dünyaya gelmezler. Tersine içinde doğup büyüdükleri toplumun bir parçası olarak onun yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa geçen değerlerini, özelliklerini tanır, öğrenir, benimser ve onlara göre hayatlarını şekillendirirler. İşte sosyolojide, bireylerin içinde yaşadıkları toplumun bir üyesi olma sürecine, yani toplumun değerler sistemini ve ideallerini benimseyip toplumun bir parçası hâline gelmeleri sürecine sosyalleşme denmektedir.

Toplumsallaşmanın iki fonksiyonu vardır, bunlardan biri benliğin gelişmesini sağlamak, ikincisi ise kültürün bir nesilden diğer nesle aktarılmasını sağlamaktır. Toplumlar, değerlerini, toplumsal davranışlarını, kültürel miraslarını nesilden nesle aktararak kendilerini yeniden üretirler. Toplumsallaşma aracılığıyla her toplum, her yeni neslin o toplumun değerlerini ve normlarını öğrenerek büyümesini, böylece toplumun kendisinden beklediği davranışları yerine getirmesini sağlar. Diğer insanlarla ilişki kurmadan bir birey tam olarak insan olamaz. Toplumsallaşma sürecinde geri kalan bireylerin duygusal, zihinsel, hatta fiziksel açıdan sorunlarla karşılaşma ihtimalleri çok yüksektir.

Bizler çoğunlukla geçmiş yaşantılarımızın ve hayatımızı paylaştığımız diğer insanların üzerimizdeki etkilerinin, kişiliklerimizin oluşmasında ne ölçüde etkili olduğu üstüne düşünme gereği duymayız. Sanki şu anda sahip olduğumuz kimlik ve kişilik ile dünyaya gelmiş olduğumuz ve başkalarının üzerimizde hiçbir etkisinin bulunmadığı kanısına sahibiz. Gündelik yaşantımızı sürdürürken de aynı kanı üzerimizde hâkimdir. Fakat seçimlerimizin oluşmasında etkili olan sosyal etkenleri, kurumları, dâhil olduğumuz toplumsal grupları pek de dikkate almayız. Bu durumu daha net kavrayabilmek adına, Amerikalı Sosyolog Kingsley Davis'in 1940'larda yaptığı ve diğer insanlarla ilişki kuramayan çocukları incelediği ünlü çalışmasına göz atmakta fayda vardır.



Davis, çalışmasında insanlarla etkileşim kurmayan çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimlerinin normal seyretmediğini ortaya koymuştur. Çalışmadaki çocuklardan biri olan Anna, gayrimeşru bir çocuktu ve annesi bu nedenle doğduğu günden beri onu tavan arasında saklamıştı. Anna diğer insanlarla nadiren karşılaşmış ve çok düşük düzeyde bakım görmüştü. Altı yaşında bulunduğunda Anna konuşamıyor, yürüyemiyor ve kendi kendine yemek yiyemiyordu. Kendisine yönelik konuşmalara cevap, davranışlara tepki vermiyordu, bu nedenle başlangıçta sağır ve kör olduğu zannedilmişti. Anna'nın gördüğü fiziksel ve zihinsel zarar kolaylıkla onarılamamış, dört yıllık eğitimden sonra Anna zar zor yürüyebilir, birkaç kelime konuşabilir ve oyuncak bebeğine ilgi gösterir hale ancak gelebilmişti. 11 yaşında öldüğünde Anna ancak 2 ya da 3 yaşında bir çocuğun seviyesine ulaşabilmişti (Coser, 1983:107). Bu örnek toplumsallaşma sürecinin toplum açısından olduğu kadar bireyin gelişimi açısından da son derece önemli bir süreç olduğunu göstermektedir.

Örnekte de görülebileceği üzere insanlar kaçınılmaz olarak hayatlarını toplum ve toplumsal gruplarla etkileşim içinde sürdürürler; öğrenirler ve öğretirler, etkilenir ve etkilerler. Her toplumda bireyleri içinde yaşadıkları toplumun sağlıklı bir üyesi hâline getirmeyi amaçlayan bazı grup ve kurumlar bulunmaktadır. Sosyalleşme araçları olarak adlandırılan bu kurum ve gruplar bireyi çocukluk döneminden itibaren toplumsal hayata hazırlar. Anna, bu etkenlerden uzak kaldığı için, kişisel gelişimini tamamlayamamıştır.

Dört temel sosyalleşme aracı vardır. Bunlar; aile, okul, arkadaş grupları ve kitle iletişim araçlarıdır. Aile, bireyin sosyalleşmesini sağlayan ilk ve en önemli birimdir. Geleneksel toplumlara nazaran günümüzde ailenin sosyalleşme üzerindeki etkisi azalsa ve başka kurumlarla bu rolünü paylaşsa da çocuğun toplumsal hayata katılımının en önemli basamağını oluşturmayı sürdürmektedir. Bireyler en önemli sosyalleşme kazanımlarından biri olan dili ve temel davranış kalıplarını ailede öğrenirler. Aileden sonra en önemli ikinci sosyalleşme aracı okuldur. Okul resmî ve örgütlü bir sosyalleşme kurumudur. Çocuğa henüz bilmediği ve daha sonraki yaşamını kolaylaştıracak pek çok şeyi öğreterek daha üst seviyelerdeki toplumsal problemlerle mücadele etme yolunu gösterir. Aynı zamanda geçerli olan toplumsal değerleri benimsemesine de yardımcı olur.



Yetişkinler tarafından doğrudan kontrol edilemeyen ve daha özgür bir sosyalleşme ortamı sunan önemli sosyalleşme araçlarından biri de arkadaş gruplarıdır. Çocuklar arkadaş gruplarında çatışma, iş birliği, rekabet gibi deneyimleri yaşarlar ve beklentileri, arzuları ve yönelimleri doğrultusunda kendilerini özgürce ifade etmeyi öğrenirler. Kitle iletişim araçlarının bir sosyalleşme aracı olarak ortaya çıkması modern bir olgudur ve diğer sosyalleşme araçlarından daha farklı bir etkiye sahiptir. Radyo, televizyon, sinema, gazete, İnternet gibi kitle iletişim araçları geniş kitlelere ulaşabilmektedir.

Ayrıca etkiledikleri insanların doğrudan karşılık vermelerine imkân tanımadığından bu araçlar tek yanlı belirleyici bir etkileme gücüne sahiptir. Kitle iletişim araçları sayesinde çocuklar toplumun genel görünümü hakkında bilgilere sahip olurlar. Bu araçların en önemli özelliklerinden biri de çocuklara örnek almaları için rol modeller sunabilmeleridir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Sosyoloji Ders Kitabı, Açıköğretim Ders Kitabı