Yaşadığımız Hayat Bir Simülasyondan mı İbaret?

Canavar ruhlu bir bilim adamı düşünün.

Bu adam, insanlar üzerinde olmadık deneyler yaparak bütün insanlığı ve tarihsel insanlık anlayışını değiştirebilecek kötücül bir buluşa imza atıyor. Şöyle ki bir insanın beynini, kafatasından çıkartıp kafatası işlevi görebilecek bir kavanozun içine koyuyor. Bunun ardından, beyindeki bütün sinir uçlarını, çalışabilecekleri hâlleriyle sorunsuz olarak bir süper bilgisayara bağlıyor. Bu bilgisayar, beyne öylesine adapte bir biçimde bağlanıyor ki bilgisayarın komutları, beyne tamamen birer gerçeklikmişçesine yansıtılıyor. Ve beyin, yani insan, bilgisayardaki her şeyin normal olduğunu algılıyor. Oysaki gerçekte var olan şey, bilgisayardan ona aktarılan elektronik sinyallerden başka hiçbir şey değil…

Kavanozdaki Beyin
Hilary Putnam, “Akıl, Gerçek ve Tarih” adlı kitabında Kavanozdaki Beyin tezini güncel hâliyle bizlere sunmuştur.

Bir bilimkurgu filminden alıntılanan bir kesit gibi görünüyor öyle değil mi? Belki de… Ama siz, kavanoza konulan o beyin olsaydınız, bunu aynen böyle düşünürdünüz: Bir bilimkurgu alıntısı! Çünkü bu müthiş teknoloji ile, gerçeklikte ne algılayabilirseniz onu bilgisayardan gelecek sinyallerle de o biçimiyle algılayacaktınız. Bütün çevreniz; oturduğunuz koltuk, tuttuğunuz telefon, yürüdüğünüz yol, girdiğiniz deniz, seyrettiğiniz manzara, hepsi bu yanılsamanın birer parçası olurdu. Bedeninizden ayrılmış olan beyniniz, bilgisayarın emirleriyle kendine bir beden biçer, yazılmış bir senaryoyu oynar ve bundan da kesinlikle habersiz olurdu. Belki de bizim şu anda bu yazıyı okuyarak yaptığımız gibi… İşte, The Matrix! Hatırladınız mı?

The Matrix
“The Matrix” Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin yazıp yönettiği bir bilimkurgu filmidir. 1999 yılında gösterime giren filmde Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss ve Hugo Weaving gibi yıldızlar yer almaktadır.

Ne dersiniz? Siz, kavanozun içinde var olan bir beyin misiniz? Milyarlarca kavanozu bir arada barındıran, yüksek ve ileri teknoloji ürünü bir merkezde, evrendeki milyarlarca kavanoz içi beyinden sadece biri misiniz? Ya da tek bir kavanozun içindeki tek bir beyin olarak, bütün her şeyi bir bilgisayardan kaynaklı olarak mı algılayıp yaşıyorsunuz? Buna inanabilir misiniz? Ya da bunu reddedebilir misiniz?

Eğer gerçekten kavanozdaki bir beyin olsaydınız, ki bu olasılığı asla yok edemezsiniz, evren hakkındaki bütün bilgileriniz, salt bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Böyle bir şeyin, ‘mümkün’ olması bile, aslında insanoğlu olarak pek de bir şey bilmediğimizin çok net ispatı anlamına gelir. Bu olasılık, dış dünyaya dair iddialarımızın altını oymaya yeter de artar bile…

Simülasyon
Belki de hepimiz, 0 ve 1’lerden mütevellit bir sonsuzluk evreninde, yalnızca bir yazılımın birkaç harflik, minik bir parçasıyızdır.

Gelecekte teknoloji büyük olasılıkla insan zihninin ve bu zihinlerin yaşayacağı dünyaların inanılmaz gerçeklikteki bilgisayar simülasyonlarını yaratabilecek seviyeye ulaşacaktır. Bunu en basit olarak, bundan on sene önceki bilgisayar oyunlarıyla günümüzdeki oyunları karşılaştırarak bile yapabilecekken bu karşılaştırmayı daha üst seviyede, örneğin pilotlara uygulanan uçak simülasyonlarının gelişimine, astronotlara uygulanan yerçekimsiz uzay ortamının simüle edilmiş hâlinin tarihsel değişimine bakarak bile anlamak ve yordamak son derece kolay olacaktır. Böylesine simüle edilmiş yaşamları sürdürürken, çok fazla kaynak tüketimine de şüphesiz ki gerek olmayacaktır. Örneğin gelecekte ulaşılacak teknolojik yeterlilikte, belki de bir tek bilgisayar, milyonlarca beyni simüle bir hayatta yaşatmaya yetebilecektir. Bu durumda simüle edilmemiş akıllar da muhakkak ki var olacak bu simüle işlemini gerçekleştireceklerdir. Fakat bu durumda bile her iki taraf da yani simüle beyinler de kendisinin gerçek olduğunu varsayan beyinler de kendilerini zaten simüle edilmemiş olarak düşünecektir.

Bizler şimdilik bu tezi, geleceğe dönük varsayımlar olarak ele alabiliriz. Peki o geleceğin, gelmediğini nereden bilebiliriz? Gelecekte ulaşılacağını düşündüğümüz teknolojiye insanlığın çoktan ulaştığını ve zihinlerin, zihinlerimizin çoktan simüle edilmediğini nereden bilebiliriz?

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Yaşadığımız Hayat Bir Simülasyondan mı İbaret?” için bir yorum

  • 6 Aralık 2017 tarihinde, saat 00:19
    Permalink

    Simülasyon olup olmamak bizler için epistemik olarak bir farklılık yaratır mı? Totalde önemsiz sanıyorum bu. Bkz: Michael Huemer, Skepticism and The Veil of Perception

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir