Ahlaki Gelişim

Dünyayı kendi çıkarlarımız için kullanma yeteneğimiz bizi iki büyük tehditle karşı karşıya getirdi; gittikçe azalan doğal kaynakların neticesinde gelişen iklim değişikliği ve son derece güçlü silahların kullanılabileceği savaşlar…

Bizler, gezegenimizin son 150 bin yılının büyük bölümünde, topraktan kendimize yetecek miktarda yiyecek elde etmek ve kendimize sığınaklar oluşturmak için, ilkel araçlarla yoğun bir şekilde çalışan, birbirine bağlı küçük gruplar hâlinde yaşadık. Sınırlı kaynaklar uğruna, zaman zaman diğer küçük gruplarla amansız bir yarış içine girdik. Evrim sayesinde, bu dünyaya sadece fiziksel olarak değil; psikolojik, toplumsal ve ahlaki yönelimlerimiz aracılığıyla da fevkalade biçimde uyum sağladık.

Fakat yaşadığımız dünya, artık bu dünya değil… Bilim ve teknolojinin bu denli gelişimi, uyum sağladığımız bu şartları birkaç yüzyıl içinde kökten değiştirdi. Sekiz bin yıl önce gerçekleşen tarım devriminden bu yana insan nüfusu bin kat arttı. İnsan toplulukları artık küçük gruplardan değil, milyonlarca insandan oluşur hâle geldi.
Atalarımızın ilkel araçlarıyla şekillendirdikleri bu arazilerde bugün kullandığımız teknoloji; iklim değişikliğinin ve nükleer felaketlerin zaman içinde tüm dünyayı etkileyecek ve geleceğimize uzanacak kalıntılarını barındırıyor. Bilimsel değişim çok hızlı biçimde kendini ortaya koyuyor. Peki ya ahlaki değerlerimiz ayakta kalabilecek mi?
Güç, sorumluluğu da beraberinde getirir. Bununla birlikte, evrim, bu yeni gücümüzün yarattığı ahlaki sorunların üstesinden gelebileceğimiz bir ruh halini bize bahşedemedi. Siyasi ve ekonomik sistemlerimiz bu durumu daha da kötüleştirdi üstelik… Sanayileşme ve makineleşme, doğal kaynakları istismar etmemize o kadar olanak sağladı ki ekosistemin en önemli unsurlarının üçte ikisini kullanmış olduk.

İnsanoğlu olarak en temel gerçeklerimizden biri şu ki birbirimize zarar vermek, birbirimizden fayda sağlamaktan çok daha kolay geliyor bize. Hayatın devamlılığını sağlamaktansa onu öldürmek, tedavi etmektense yaralamak daha kolay… Bilimsel gelişmeler bize bir yandan “fayda sağlama” kabiliyeti kazandırırken bir yandan da zarar verme yeteneğimizi hızla arttırdı. En nihayetinde zarar verme gücümüz galip geldi. Gezegenimizdeki tüm yaşam alanlarını sonsuz tahrip gücümüz var artık. Dünyayı kendi çıkarlarımız için kullanma yeteneğimiz bizi iki büyük tehditle karşı karşıya getirdi; gittikçe azalan doğal kaynakların neticesinde gelişen iklim değişikliği ve son derece güçlü silahların kullanılabileceği savaşlar… Peki bu tehditlerle baş edebilmek için ne yapılmalı? Yaşadığımız yüzyılda ahlak felsefesinin sorgulaması gereken en önemli soru bu…

Ömer YILDIRIM

 

Ahlaki Gelişim” için bir yorum

  • 6 Aralık 2017 tarihinde, saat 00:22
    Permalink

    Bu iddiaların kaynağı nedir? Çünkü emprik olarak tam tersi bir durum var ortada, özellikle Peter Singer’in The Better Angels of Nature kitabı tam olarak nasıl ahlaken gittikçe iyiye yöneldiğimizi gösteriyor.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir