|
Martin Luther
Kimdir?
Martin Luther ( 10 Kasım 1483 - 17 Şubat 1546) Alman din reformcusudur.
Almanya'nın Eisleben şehrinde doğan Martin Luther, Erfurt
Üniversitesi'nde okudu. Ailesine yaptığı bir ziyaret dönüşü, Erfurt
yolunda yıldırım çarpma tehlikesiyle karşılaşınca keşiş olmaya karar
verdi. 21 yaşındayken Aziz Augustin tarikatına bağlı bir manastıra girip
ilahiyat eğitimine başladı ve aynı yıl rahip oldu. Ertesi sene
Wittenberg Üniversitesi'nde doktorasını tamamlayarak ders vermeye
başladı. O günlerde, Roma'nın görevlendirdiği bir Dominiken keşişi olan
Johann Tetzel, Wittenberg civarında endüljans satıyordu. Luther
manastırdaki günlerinden beri sorguladığı bu uygulamaya karşı bir
eleştiri yazdı. Endüljans uygulaması hakkında bir tartışma başlatmak
niyetiyle 31 Ekim 1517 günü, o dönemde üniversitenin bülten panosu
sayılabilecek Wittenberg Kale Kilisesi'nin kapısına 95 Tez'ini astı.
Sonuçta endüljans satışlarında bir düşüş yaşandı.
1518 yılında Roma'da Luther'in fikirlerine karşı bir papalık davası
açıldı. Bu engizisyon davasında Luther gıyabında yargılandı. İmparator
Maximillian onu heretik (dinden çıkmış, sapkın) ilan etti; Luther,
suçlamalara cevap vermek üzere Roma'ya çağrıldı. Ama o, Roma'ya gitmek
yerine, Augsburg'ta Kardinal Cajetan'a ifade vermeyi tercih etti.
Cajetan ondan fikirlerinden ve Kilise'ye yaptığı saldırılarından
vazgeçmesini isteyince, Luther, Wittenberg'e döndü. Burada Kutsal Roma
Germen İmparatorluğu'nun imparator seçme yetkisi olan Saksonya Dükü III.
Frederick onu himayesi altına aldı. Papa X. Leo, III. Frederick'ten
Luther'in sürgüne gönderilmesini talep ettiyse de, dük bu emre itaat
etmedi. Bu arada bazı görüşlerinden vazgeçen, hatta Papa'ya bir özür
mektubu bile gönderen Luther, Ingolstadt Üniversitesi rektörü Johann Eck
ile endüljans konusunda bir münazaraya katıldı. Bu münazarayı Eck
kazandı ama Luther, Roma'nın şimşeklerini iyice üzerine çekti.
15 Haziran 1520 günü Papa X. Leo, Luther'i bir bildiriyle aforoz etti.
Ekim ayında papalık bildirisi Luther'in eline geçti ama Erfurt
Üniversitesi'ndeki öğrencileri onu parçalayıp suya attı. Üniversite
yetkilileri ise bu olaya müdahale etmedi. Derken Luther, belki de en
meşhur kitabı olan Von der Freiheit des Christenmenschen (Hıristiyan
Kişinin Özgürlüğü Üzerine) isimli kitabını Papa X. Leo'ya açık bir
mektupla birlikte yayımladı. Onun düşüncesinin teolojik ve ideolojik
temellerini yansıtan bu küçük eserin özünde ise Freiheit (özgürlük)
kavramı vardır.
1521 yılında Luther bu sefer de İmparator V. Charles tarafından Worms
Kurulu'na ifade vermek üzere çağrıldı. Yolda Erfurt, Eisenach, Gotha ve
Frankfurt'ta vaazlar verdi ve Worms'a büyük bir kalabalık eşliğinde
zafer kazanmış komutan edasıyla girdi. Burada kendisinden yazmış olduğu
kitaplardaki heretik fikirlerinden vazgeçmesi istendi. Luther şöyle bir
ifade verdi: "Kutsal Metinler ve akıl yoluyla ikna edilmediğim sürece
papalar ve konsillerin otoritesini kabul edemem. Zira bunlar kendi
aralarında çelişmekte ve benim vicdanım da sadece Tanrı'nın sözüne
bağlıdır. Bu sebeple hiçbir görüşümden dönmüyorum çünkü kişinin
vicdanına rağmen yazdıklarını inkar etmesi doğru ve güvenilir olmaz.
Tanrı yardımcım olsun".
Worms Kurulu, sonuç alınamadan dağıldı. Luther de yerleştiği Wartburg'da
İncil'in Almancaya tercümesine başladı. Luther, Wartburg'tayken
Wittenberg'te de önemli değişiklikler oluyordu: Özel ayin isteklerini
reddeden keşişler Augustinien tarikatını terk etti. Kale Kilisesi'nin
rahibi evlendi; öğrenciler Fransisken manastırındaki sunağı tahrip etti;
ayinler Almanca yapılmaya başlandı ve şarap kadehi ilk defa kiliseye
gelen cemaate de sunuldu. Luther hakkındaki yasaklamalar kaldırıldı ve o
da Wittenberg'e dönerek kilisede vaaz vermeye başladı. Nürnberg Kurulu,
Luther'den artık kitap yayımlamamasını isteyerek Katolik doktrini
dışındaki vaazları yasakladıysa da Luther yazmaya devam etti; hatta şair
ve müzisyenlerden ayinlerde kullanılacak yerel dile katkıda
bulunmalarını istedi. 1524, Almanya'da karışıklıkların yaşandığı bir
yıldı. Köylüler Luther'in öğretileri doğrultusunda ekonomik koşullarının
iyileştirilmesi için ayaklandı. Liderleri arasında Wittenberg'te eğitim
almış bir ilahiyatçı olan Thomas Müntzer de vardı. Luther köylülerin
saldırılarına karşı bir kitap yazdı ve ayaklanma Frankenhausen'de bir
çatışmada 50 bin kadar köylünün öldürülmesiyle sona erdi, Protestan
rahiplerden bazıları Katolik prensler tarafından idam edildi ve köylüler
Luther'in kendilerini aldattığına inandı.
Eski bir rahibe ile evlenmiş olan Luther, 1526'da Deutsche Messe und
Ordnung des Gottsdienstes (Almanca Ayin ve Kutsal Merasim Düzeni) adıyla
yayımlamış olduğu ayinlere başladı. 1529 senesinde önce Batı
medeniyetini İslam tehlikesinden korumak için Türklere karşı savaşmanın
her Hıristiyanın üzerine vazife olduğunu bildiren küçük bir eserden
sonra, Hıristiyanlığın temel inanç ve doktrinlerinin soru-cevap şeklinde
öğretildiği Küçük ve Büyük Kateşizm'i yayımladı. Üç yıl sonra Nürnberg
Dini Barış Komitesi, Alman Protestanlara özgürlük tanıdı. Luther,
Wittenberg İlahiyat Fakültesi'nin dekanlığına getirildi. Sağlık
sorunları olmasına rağmen yazmayı sürdürdü. Önce Anabaptistler (vaftiz
uygulamasının sadece ergenlikte olabileceğini iddia eden bir protestan
mezhebi) daha sonra Yahudiler aleyhine yazdı ve Kutsal Metinler'den
hareketle papalığa karşı oldukça ağır bir dille eleştiri olarak Wider
das Papsttum zu Rom vom Teufel Gestiftet (Roma'da Şeytan Tarafından
Kurulmuş Papalığa Karşı) eseriyle papalığa son darbesini indirdi. 17
Şubat 1546 günü doğduğu yer olan Eisleben'de kalp ve böbrek
yetmezliğinden öldü.Ünlü Reform hareketinide o başlatmıştır (Almanya'da
16. yüz yılda.).
Luther’in din ve kilise hakkındaki görüşleri:
İnsanın tanrı yasalarını ilahi bir sezgiyle kavrayıp izleyebileceği
yolundaki Thomasçı “iyimserlik” yerine, insanın “düşüş”le açıklanan öze
ilişkin günahkarlığını ve bir bakıma “düzelmezliği”ni öne çıkaran
Augustinusçu “kötümserlik”, Luther’in din hakkındaki görüşlerinin
hareket noktası olmuştur. Bu doğrultuda, döneminin reformundan çok
rönesansı etkilemiş, hümanist düşünürlerince vurgulanan, insanın
yetenekleriyle erdemlerini yücelten görüşler Luther’e ters gelmekteydi (Ağaoğulları,
1997).
Erasmus gibi hümanist Rönesans düşünürlerini Luther’in görüşlerinden
uzaklaştıran temel noktalardan biri Luther’in insan iradesine ve bu
iradenin ürünü olan eyleme değil, insanın ruhsal yanına ve ruhun
düzeltilmesi için vazgeçilmez gördüğü imana ağırlık vermesiydi. Nitekim,
Erasmus’tan gelen ve insanların zamanlarını ve yeteneklerini böylesi bir
labirentte harcamamalarını tercih edeceğini bildiren görüşlere karşı,
1525 yılında Luther “Köle İrade Üzerine” adlı yapıtını yayınlamıştı. Bu
yazısında, anti-hümanist ve aşırı Augustinusçu bir insan anlayışını
savunan Luther, Erasmus’un görüşlerine şu noktada kesinlikle karşı
çıkıyordu: Erasmus’ta insan, kendi akıl yürütme gücüyle, Tanrı’nın
insandan beklediği eylem biçimlerinin ne olduğunu kavrayabilir. Luther’e
göre ise, aksine, biz hepimiz, bütün insanlar ilk günah nedeniyle,
günahkar yaratıklar olduğumuz için tanrı tarafından terkedilmiş bir
durumdayız. Dolayısıyla tüm insanlar, bağımlı, lanetli, tutsak, hasta ve
ölüdür. Bu nedenle, Tanrı’yı insan aklı ile ölçülebilir, kavranabilir ve
bilinebilir bir varlık diye kabul etmek günahkarca bir anlayıştır.
İnsanlar, Tanrı’dan o denli uzaktırlar ki, Tanrı’nın neyi isteyip neyi
istemediğini bilme umutları bile yoktur (Batur, 1988).
Bu noktada, eğitiminin başlangıcında öğrendiği Ockhamcı nominalizme
başvuran Luther’e göre, Tanrı’nın buyruklarına, bize haklı veya akla
uygun göründükleri için değil ama sadece ve sadece Tanrı’nın buyrukları
olduğu için itaat etmek gerekmektedir. Ancak şimdi de Tanrı’nın
buyruklarının ne olduğunu insanın nasıl bileceği sorunu vardır. Bu
bağlamda Luther’in Tanrı’ya iki yönlü bir nitelik atfettiğini
görmekteyiz. Luther’e göre Tanrı, bir yönüyle, kendisini “kelam”la açığa
vurmayı seçmiş olan bir varlıktır. Tanrı’nın ikinci yönü ise, gizli
tanrısal varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Gizli Tanrı’nın iradesi,
her alanda vardır, dünya üzerinde olup biten her şeyi düzenlemekte,
yönetmekte ve bu anlamda da tüm-erkli bir nitelik taşımaktadır. Bu gizli
Tanrı, insanın anlama yetisinin dışında kalmaktadır. Dolayısıyla,
Tanrı’nın bu gizli yönünden ancak korkulur ve bu yönüyle Tanrı’ya
korkuyla karışık bir saygı içinde tapınılır.
Luther, Tanrı’nın kulları arasında bir ön ayrım yaptığını ve kimi
kurtuluşa erdireceğini, kimi ise düzelmez bir biçimde lanetlediğini
bildiğini kabul etmektedir. Bir bakıma Tanrı’nın seçilmiş kulları ile
Tanrı’nın lanetlenmiş kulları olarak ifade edilebilecek bu ayrım,
Luther’i başlangıçta umutsuzluğa ve ruhsal gerilimlere sürüklemiştir.
Hangi insanın Tanrı tarafından sonsuza dek lanetlenmiş olduğu, bu
önbilginin sadece insanın kavrama yetisini aşan “gizli Tanrı”da
bulunması yüzünden belli değildi. Ancak Luther, sonradan korkulu bir
saygı ile tapınıldığını belirttiği Tanrı’nın bu ikinci yönüne “iman”
etmekle kurtuluşun mümkün olduğunu, çünkü Tanrı’nın iradesinin günahkarı
cezalandırmaktan çok kendisine iman edenleri kurtarmak olduğunu fark
etmişti. Dolayısıyla, Luther’e göre insanın kurtuluşu, sadece ve sadece
imandan geçiyordu. Buna uygun olarak Luther, günahkar bir varlık olarak
insanın amacının imana kavuşmak olduğuna inanmaktaydı. (Sabine, 1969).
Bundan sonra varılması beklenen sonuç, artık kolaylıkla tahmin
edilebilir. Kilise, Tanrı ile insan arasında aracılık yaparak insanın
kurtuluşu için gerekenleri belirleyen bir kurum olarak gereksizdir. Roma
Kilisesi ve papa ile olan mücadeleleri sırasında belirginleşen
görüşleriyle Luther, yerleşik bir kurum olarak Kilise’nin gereksizliğine
inanmış, geliştirdiği teolojik ilkeleriyle de böyle bir aracı kurumun
gereksizliğinin temellerini atmıştır. Hatta daha da ileri giderek, en
büyük günah kaynaklarından birinin Katolik kilisesi ve papa olduğunu
vurgulamıştır. Papa ve Kilise, Luther için, insanın imanla kurtuluşa
erişmesinin önünde engeldir. İman, Luther için, sadece İsa aracılığıyla
ulaşılabilecek bir şey olduğuna göre, Kilise’nin ve papanın bu imana
erişmeyi engellemeleri, papayı İsa aleyhtarı yapmaktadır.
Bu görüşleri esas alındığında, Luther’in sadece Roma Kilisesi’ne değil,
inanan insan ile Tanrı arasında aracılık yapmakla yükümlendirilmiş her
türlü kuruma karşı çıktığı söylenebilir. Ancak Luther’in Kilise ile
ilgili görüşlerinde başvurduğu bir ayrım, bu karşı çıkışı
bulanıklaştırmaktadır. Bu da, gerçek kilise ile kurum olan kilise
arasında bir ayrım yapmasından kaynaklanmaktadır. Sadece iman edenlerin
dinsel birliği anlamında ve görünür bir kurum niteliği taşımayan bir
gerçek kiliseden söz etmesi, Luther’in izleyicilerinin Roma
Kilisesi’nden ayrı yeni bir örgütlenme kurmalarını engellemiş, belki
aksine buna dayanarak yeni bir (Lutherci) kilise örgütlenmesinin temel
gerekçesi olmuştur: Gerçek kilise, Katolik Roma Kilisesi değil,
Protestan Lutherci Kilise’dir.
Ancak Luther ve izleyicilerinin geliştirmiş oldukları “Lutherci Kilise”
bir yana, Roma Kilisesi’ne karşı çıkmış, Luther’in siyasal iktidar
sorununa bakışının nasıl olduğu sorusunu da akla getirmektedir.
Luther’in Kilise’nin hiçbir biçimde güç sahibi olamayacağını kabul
etmesi, mantıksal sonuçları bakımından, Kilise’nin ruhani alanda olduğu
kadar, dünyevi alanda da sahip olduğu ya da sahip olduğunu ileri sürdüğü
her türlü gücünü yadsımak anlamını taşımaktadır.
|