|
Kültürleşme Nedir?
Nereye baksanız veya hangi konuya el atsanız bir yanından insan ile
ilgili bir boyut ortaya çıkıyor ve insanın gündeme gelmesiyle beraber de
Kültürleşme kavramı önem kazanıyor.
Kültürleşme kavramının temelinde insan olgusu yatmaktadır. İnsan bir
canlı olarak vardır, doğar, yaşar ve ölür. Tüm canlıların geçtiği
aşamalardan doğal olarak insan da geçer. Kültürleşme'nin temelinde
yatan insan kavramı yalnızca biyolojik anlamda insan değildir. Akıl
taşıyan, düşünen ve aynı zamanda psikolojik varlık olarak insanın,
sadece insan olması nedeniyle, doğuştan bazı haklarının var olduğu savı,
Kültürleşme düşüncesinin başlangıcı olmuştur. İnsan, doğanın olduğu
kadar toplumsal yaşamın da ürünüdür. İnsanların tek tek bir araya
gelmesi nasıl ki toplumları yarattıysa, günümüz anlamında insanı da bu
toplumlar ortaya çıkarmışlardır. İnsanın hem doğadan gelen bir yanı, hem
de toplumdan gelen bir yanı bulunmaktadır. İnsan genelde bu iki
kaynaktan gelen boyutları ile anlam ve kişilik kazanmaktadır. İnsanı,
insan yapan doğa ve toplum kaynakları, Kültürleşme'nin genel
boyutlarının belirlenmesinde de en önemli göstergelerdir.
İnsan üzerine her bilim dalı tarafından değişik tanımlar
geliştirilmiştir. İnsan için getirilen her tanımın değişik yanları
gerçekliğe uygun ve doğrudur. Ne var ki, hiçbir tanım yeterli bir
açıklama getirememiş ve insan olgusunu bütün boyutlarıyla ortaya
koyamamıştır.
İnsan kavramının günümüzdeki içeriğine kavuşmasında, insanın doğuştan
gelen bazı haklarını araması, ve bunları zaman içerisinde toplumsal
gerçeklik içinde kazanmasının önemli işlevleri bulunmaktadır. Her
dönemin değişen koşullarında, insan kendi kişiliğini bulmaya ve
beğendiğini toplumsal gerçeklik içinde kanıtlamaya çaba göstermiştir.
Toplumların olduğu kadar, dönemlerin de koşulları birbirlerinden farklı
olmuş ve bunlar insan kavramı ile Kültürleşme anlayışlarına belirli
etkiler yapmışlardır.
Kültürleşme'nin düşünsel temelleri, çok eski dönemlere kadar uzanır.
Dört yüz yıl önce başlayan Kültürleşme anlayışı, günümüzde de
sürmektedir. Bu arayış her zaman daha iyiye, daha gelişmişe ve daha
yeniye doğrudur. Nitekim çağımızda artık uluslararası bildiriler ile
belirlenen Kültürleşme'nin sürekli olarak yeni haklar çağdaş belgelerle
ve sözleşmelerle eklenmektedir. İnsan gibi yaşama isteği ile başlayan bu
savaş giderek Kültürleşme üzerinde bireyler arası ve uluslararası
etkin bir kamuoyu yaratılmasını sağlamıştır. Bu da kamuoyunun giderek
bilinçlenmesine ve Kültürleşme sorununu sürekli olarak gündemde
tutulmasına neden olmuştur. Dünya ülkelerinde evrensel Kültürleşme;
kamuoyu, baskı ve teröre yönelen ülkelerdeki siyasal rejimleri
fazlasıyla etkilemiş ve uygar ülkelerin önde gelen kuruluşları ile
toplum kesimleri, sürekli olarak geri kalmış ülkelerdeki baskı ve terör
rejimlerini denetleyerek, onların Kültürleşme'nin çiğnemelerine izin
vermemiştirler.
Ekonomik gelişimlerin yeni aşamaya ulaşması ve özellikle ekonomide
görülen tekelleşme eğilimleri de Kültürleşme'nin olumsuz yönde
etkilemiştir. Ekonomik çıkarlar doğrultusunda işbaşına gelen iktidar ve
yöneticilerin, Kültürleşme'nin umursamaz tutumları karşısında, baskı ve
terör altında ezilen dünya halkları, Kültürleşme kavgasını giderek
artan bir bilinçle yürütmüşlerdir.
Herkesin daha iyi, gelişmiş ve refah içinde bir dünya düzeni kurulmasını
istediği günümüzde, artık Kültürleşme'nin bugün varmış olduğu düzeyden
geri dönülmesini beklemek boş bir düştür. Ne var ki, Kültürleşme ve
özgürlüklerine dayalı dünya nimetlerinin ve ulusal gelirlerin dengeli
dağıldığı, adil ve korkusuz bir dünyanın gerçekleşmesinde, ülkeleri ve
halkları yönetenler birleşmedikçe insanların hakları konusunda
kendilerini güvence altında görebilmeleri son derece zor görünmektedir.
İnsanlığı, kitleler halinde ezmeye ve yok etmeye yönelik silahlanma
yarışı sürdükçe, insanlık ne yoksulluktan, ne de bu gibi tehlikelerden
kurtulamayacak ve Kültürleşme, hiçbir zaman güvence altında
olmayacaktır.
Her ülkenin halkı, özgür ve bağımsız biçimde, dünya kamuoyu önünde
ağırlığını koymadıkça; Kültürleşme'nin çağdaş anlamda bir düzene
kavuşabilmesi ve güvenceli bir düzene geçebilmesi biraz zor
görünmektedir. Büyük ülkelerin ekonomik ve siyasal üstünlükleri,
teknolojik devrimin yarattığı olanaklar ve üstün silah gücü insan
haklarının başlıca düşmanları olarak varlıklarını sürdürmektedirler.
Zamanla ortaya çıkan haklar, belirli bir süreç içinde uluslararası
bildiriler ve sözleşmelerle hukuksal bir nitelik kazanmış ve evrensel
düzeyde geçerliliğe sahip olabilmiştir. Uluslararası bildiri ve
sözleşmelerin yarattığı dayanışma, güvence konusunda yeni bir aşama
sağlamış ve demokratik ülkeler, bu alanda kararlı bir örgütlenmeye
giderek, Kültürleşme'nin çiğnenmesine karşı evrensel bir tavır
geliştirebilmişlerdir.
|