|
Kavram Nedir?
(1. Os. Mefhum, Tasavvur, Fehim, İdrak, Fikir, Mefhumu âm, Manayı âm,
Tasavvuru âm, Mânâ, Mahiyet, Külliyat, Vukuf; Fr. Concept, Al. Begriff,
İng. Conception, İt. Concetto... 2. Os. Malume, İlim, İlmi iptidâi, İlmi
müktesep, Tasavvur, Fikir, Mârifeti müktesebe, Mefhumu mücerred, Manayı
mücerred, Mefhum, Mâlumat, Mârifet, Vukuf, İrfan, Ittılâ; Mânâ, Mâkul
Mâhiyet, Mâhiyeti mâkule; Fr. İng. Notion, Al. Gedanke, Vorstellung; İt.
Nozione) Düşünceyle kavranılan.
1. Etimoloji: Türkçemizin yakalamak ve içermek anlamlarını dile
getiren kavramak kökünden türetilmiştir, kavranılmış olan'ı dile
getirir. Batı dillerindeki concept deyimi Hint-Avrupa dil grubunun almak
anlamındaki kap kökünden, notion deyimi de Hint-Avrupa dil grubunun
tanımak anlamındaki gen kökünden türemiştir. Bu deyimler ilkin Latincede
conceptus ve notio sözcükleriyle oluşmuş ve Latince aracılığıyla Batı
dillerine geçmiştir. Eski Yunancada kavram deyimi logos, horos, noema ve
ennoia sözcükleriyle dile getiriliyordu. Batı dillerindeki concept ve
notion sözcükleri dilimizde tek sözcükle, kavram sözcüğüyle dile
getirilmekte ve anlamdaş olarak kullanılmaktadır. Notion deyimi ayrıca
ilk bilgi anlamını da taşır. Bununla beraber Os. mefhum ve Fr. concept
anlamındaki kavram, duyularla gelen nesnel izlenimleri düşüncenin
soyutlama işleminden geçirerek kavradığı bir genel nesne; Os. mûlûme ve
Fr. notion anlamındaki kavramsa bilgi konusu anlamlarını dile getirir.
Nitekim Alman düşünürü Kant, Avrupa dillerindeki ayrı karşılıkları
anlamdaş olarak kullanan Skolastiklerin tersine, bu iki anlamı
birbirinden ayırmış ve concept terimini genel kavram (Os. Külliler, Fr.
Les universeaux)'lara özgü kılmıştır. Osmanlı felsefesinde de concept
kavramı, aklın ibda ve ihtirâ ettiği şey (Tr. Usun yarattığı); notion
kavramıysa aklın iktisâbettiği şey (Tr. Usun edindiği) olarak
tanımlanmıştır.
2. Mantık: Kavram, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma
biçimidir. Bundan ötürü de her kavram, doğrudan ya da dolaylı olarak
nesnel gerçekliği içerir. Bu, örneğin ağaç gibi nesne kavramları için
böyle olduğu gibi örneğin özgürlük gibi düşünce kavramları için de
böyledir. Ne var ki duyusal bir yansımadan bir kavram oluşturabilmek
için insan beyninde çok karmaşık bir süreç izlenir. Bu süreçte
soyutlamalar, karşılaştırmalar, çözümlemeler, birleştirmeler,
genelleştirmeler vb. gibi birçok ansal işlemler gerçekleşir. Soyut
kavramlardan daha soyut kavramlara ve bu daha soyut kavramların
yardımıyla da çok daha soyut kavramlara varılır. Böylelikle kimi
kavramlar artık nesnel gerçeklikle ilişkisizmiş gibi görünürler. Oysa ne
kadar soyut olursa olsun ve ne kadar düşünsel bulunursa bulunsun hiç bir
kavram nesnel gerçeklikle ilişkisiz olamaz. Nesnel gerçeklikten
yansımıştır ve nesnel gerçekliğe dönecektir. Eşdeyişle nesnel
gerçeklikte denenecek, doğrulanacak ve bir işe yarayacaktır. Örneğin
dünyada hiç bir sosyalist (toplumcu) ülke yokken oluşan sosyalizm
(toplumculuk) kavramı böyledir; denenmiş, doğrulanmış ve
gerçekleştirilmiştir. Bir başka örnek olarak hiç bir fiziksel bilginin
bulunmadığı bir çağda oluşturulan atom kavramı da böyledir. Kavramlar,
sonuç olarak, kendisi de nesnel gerçekliğin bir ürünü olan insan
beyninin ürünleridir. Tümüyle hayal ürünü olan kavramlar bile nesnel
gerçeklikten yansımıştır, örneğin zümrüdü anka kuşu kavramı böyledir. Ne
var ki bu gibi kavramlar nesnel gerçekliğe döndürülemezler; eşdeyişle
denenemez ve doğrulanamazlar, bundan ötürü de hiç bir işe yaramazlar.
Bunlar bilimdışı kavramlardır. Demek ki kavramları bilimsel kavramlar ve
bilimdışı kavramlar olmak üzere de ayırmak gerekir. Kavramlar, insan
düşüncesinin etkin ye yaratıcı yapısının ürünüdürler. Ama Hegel'in
Felsefe Tarihi Dersleri'ni incelerken Lenin'in altını çizdiği gibi
"Kavramlar, insanın düşünce ve hayalgücü özgürlüğüyle varolmazlar.
Doğada et ve kana sahiptirler. Materyalizm (Özdekçilik) de bu demektir
işte. Mistik bir dille söylenirse insansal kavramlar, doğanın ruhudur.
Bu demektir ki insanın kavramlarında doğa orijinal ve diyalektik biçimde
yansır." İnsan, ansal faaliyetiyle, doğanın bu "orijinal ve diyalektik
yansıması"ndan kavramlar, bu kavramlardan yargılar, bu yargılardan
uslamlamalar, bu uslamlamalardan varsayımlar, bu varsayımlardan kuramlar
meydana getirir. Onları doğada dener, doğrular ve işine koşar. Mantıksal
olarak nesne kavramları ikiye ayrılır: Tek bir nesnenin özelliğini
belirten kavramlara bireysel kavramlar, bir nesneler sınıfının
özelliklerini belirten kavramlara genel kavramlar denir. Bireysel
kavramlar ad'lardır. Örneğin Ahmet, Süleymaniye, İstanbul bireysel
kavramlar; insan, cami, kent genel kavramlardır.
Genel kavramlar da mantıksal olarak ikiye ayrılır: Bir türün
özelliğini belirten kavramlara tür kavramları, bir cinsin özelliğini
belirten kavramlara cins kavramları denir. Her cins kavramı, bir
üstündeki cins (yakın cins) kavramına göre tür kavramı; her tür kavramı
da bir altındaki tür (yakın tür) kavramına göre cins kavramıdır. Örneğin
omurgalılar kavramı, kuşlar kavramına göre bir cins kavramı ve hayvanlar
kavramına göre bir tür kavramıdır. Mantık diliyle şöyle de söylenir:
Her kavramın içlemi onun cinsleri, kaplamıysa onun türleridir.
Kavramlar sözcüklerle dile gelirlerse de sözcük değildirler, kavram
sözcüğün anlamı'dır. Eşanlamlı birkaç sözcük tek kavramı taşıdığı gibi
çokanlamlı bir sözcük de birkaç kavramı taşıyabilir. Bilimlerin
kendilerine özgü kavramları bulunduğu gibi (örneğin yaşambilimin gen
kavramı) birçok bilimlerin birlikte kullandıkları kavramlar (örneğin
nedensellik kavramı) da vardır. Kendi kavramlarını açık seçik tanımlamak
ve aydınlığa kavuşturmak her bilimin görevidir. Kavramlar, nesnel
gerçeklikten yansıdıkları için tıpkı nesnel gerçeklik gibi kesin,
durgun, sonsuz ve saltık değildirler. Kavramlar da, nesnel gerçeklik
gibi, daima gelişirler ve yenilenirler. Kavramları dondurmak, sonsuz ve
saltık saymak metafiziğin yapısı gereği zorunlu olarak düştüğü büyük
yanılgılardan biridir. Kavramlar her ne kadar soyutsalar da
unutulmamalıdır ki daima somutla bağlantılı soyutlardır, somuttan kopmuş
soyutlar değildirler, Lenin'in de dediği gibi "esnek, devimsel, göreli,
karşılıklı bağlılık içinde"dirler, çünkü onların dile getirdiği nesne ve
süreçler de öylesine devimsel ve esnektirler. Bk. Kaplam, İçlem, Bilgi,
Ad, Yansı kuramı, Anlam. Tasarım.
3. Felsefe: Alman düşünürü Immanuel Kant, Salt Usun Eleştirisi
adlı yapıtında, Platon'dan söz ederken şöyle der: "Bir düşünürün
düşüncelerini konusuyla karşılaştırarak, onu, kendi kendisini
anladığından daha iyi anlamak olanaklıdır. Çünkü o kavramını yeteri
kadar belirlemediğinden söylemek istediklerinin tam tersini söylemiş,
hatta tam tersini düşünmüş olabilir". Ernst Cassirer de İnsan Üstüne
Deneme adlı yapıtında şöyle der: "Felsefe tarihi, bir kavramın tam
tanımının, o kavramı ilk kez ileri süren tarafından yapılamadığını
gösteriyor. Felsefesel bir kavram, bir sorunun çözümünden çok daha
önemli. Bir kavramın gereği gibi tanımlanması, onu ilk kez kullanandan
çok sonra yapılabiliyor". Fransız düşünürü Louis Althuser de 1968
yılında İtalya'da yayımlanan L'Unita gazetesine verdiği bir demeçte
şöyle demektedir:
"Felsefesel pratiğin ana görevi tek sözle özetlenebilir. Doğru
kavramlarla düzmece kavramları bir çizgiyle ayırmak... Felsefe,
kavgasını neden kavramlarla yapar? Bilimsel ve felsefesel uslamlamalarda
kavramlar, bilgi ileten araçlardır. Ama siyasal, ideolojik ve felsefesel
savaşta kavramlar hem silah, hem de uyuşturucu bir maddedir. Kimi zaman
tüm sınıf çatışmaları bir kavramın bir başka kavramla savaşı olarak dile
getirilebilir. Belli kavramlar birbirleriyle gerçek düşmanlar gibi
savaşırlar. Daha başka kavramlar da yarının bilinmeyen savaşlarını
hazırlamaktadırlar. Felsefe, çok soyut konularda bile savaşını
kavramlarla sürdürür. Bu savaş, belki de küçük anlayış ayrılıkları
üstündedir. Ama her zaman, yalan söyleyen kavramlara karşı doğruyu
bildiren kavramlar için yapılır. Lenin, Ne Yapmalı? adlı yapıtında küçük
görüş ayrılıkları üstündeki tartışmaları kınayanları uzak görüşlülükten
yoksun bulunmakla suçlar, sosyal demokrasinin alınyazısının şimdi küçük
görünen bu düşünce ayrılıklarının yıllarca sonra güçlenmelerine bağlı
olabileceğine dikkati çeker. Kavramlarla yapılan felsefesel savaş,
siyasal savaşın bir parçasıdır. Marksist-Leninist öğreti, sistematik ve
kuramsal yapıtını, ancak, hem bilimsel kavramlar hem de yalın sözcükler
kullanarak tamamlayabilir".
Kavram deyimini belli ve dar bir anlamda kullanmak koşuluyla, her yeni
felsefenin, her yeni dünya görüşünün yeni bir kavramlar dizgesi olduğu
söylenebilir. Gerçekte bilimler kavramlarla, felsefeyse çeşitli
bilimlerde kullanılan kavramları daha da genelleyen ulamlarla
(kategorilerle, eşdeyişle en genel kavramlarla) çalışır. Örneğin madde
(özdek) fizik dilinde, kimya dilinde, yerbilim dilinde, yaşambilim
dilinde vb. bir kavram, felsefe dilindeyse bütün bu kavramların tümünü
genelleyen en üst düzeyde bir ulamdır. Böyle olmasaydı felsefe, çeşitli
bilimlerin sınırları içinde bulunan yasalardan tüm bilimlerde geçerli
olan en genel yasalara ulaşamazdı. Her yeni bilimsel buluş için
kesinlikle yeni kavramlar geliştirmek ya da eski kavramlara yeni
anlamlar katmak zorunluğu, o kavramların kendisinden yansıdığı nesnel
gerçekliğin devimselliğinden ve gelişkenliğinden ötürüdür. Yaşam
durmadan devinmekte ve gelişmektedir, o yaşamı dilegetirecek kavramların
da onunla birlikte ve onunla koşutlu olarak gelişmeleri gerekir. Örneğin
Galile fiziği Aristoteles fiziğini aşmak için Aristocu neden kavramının
yerine yeni bir neden kavramı, Einstein fiziği Newton fiziğini aşmak
için Newtoncu çekim kavramının yerine yeni bir çekim kavramı geliştirmek
zorunda kalmıştır. Bunun gibi, felsefe de, yeni ulamların oluşturulduğu
kuramsal bir laboratuardır. Bundan başka bir kavramın ya da ulamın
ilerisürülmesi, okyanuslarda bilinmeyen bir adanın bulunmasına benzemez.
O kavram ya da ulamı Engels'in deyimiyle "bir çözüm olarak değil, bir
sorun olarak" ele almak gerekir. Örneğin artık - değer kavramı Marx' tan
önce klasik ekonomicilerce bulunmuştu. Oysa bir sorun olarak değil, bir
çözüm olarak ele alındığı için kısır kaldı ve hiç bir işe yaramadı.
Marx'sa bir sorun olarak ele aldığı bu kavramdan yola çıkarak varbulunan
tüm ekonomik ulamları yeniden inceledi ve kapitalist ekonominin
yasalarını keşfedip meydana çıkardı. Bunun gibi oksijen de Lavoisier'den
önce Priestley ve Scheele tarafından bulunmuştu, ama eski kimya
anlayışını altüst edecek olan bu buluş onların elinde hiç bir işe
yaramadı, çünkü ne olduğunu ve ne işe yarayacağını bilmiyorlardı.
Lavoisier'yse oksijeni kullanarak yepyeni bir kimya bilimi kurdu. Klasik
idealizme göre bir şeyi bilmek demek, ona bir kavram yükleyebilmek
demektir. Örneğin ağacı biliyoruz; çünkü ona "dallıdır, yapraklıdır,
gövdelidir, köklüdür, uzundur, yeşildir vb." gibi birçok kavramlar
yükleyebiliyoruz. Ağacı bu kavramlardan soyutlayın, ortada sadece bir
"dır" (odur), eşdeyişle "varlık" kavramı kalır; ama hangi nesneyi
kendisine yükletilen kavramlarından soyutlasanız hep bu "varlık"
kavramını elde edersiniz. Demek ki varlık, eşdeyişle gerçek kavramsal
(tümel, evrensel)'dır. Varlığı varlığından da soyutlayın, yokluğu elde
edersiniz; demek ki gerçek, varolan değil, varolmayandır, bireysel olan
değil, genel ve kavramsal olandır. İdealizmin bu temel savının dayandığı
sözde mantıksal gerekçe budur. Hegel, Mantık adlı yapıtının başına şöyle
yazmıştır: "Varlık, kendinde olarak, kavram'dır".
4. Toplumbilim: Dr. Özer Ozankaya'nın hazırladığı Türk Dil
Kurumunca yayımlanan toplumbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os.
Mefhum, Fr. Conception, İng. Concept) deyimi şöyle tanımlanmıştır:
"Sözcüklere gerçek anlamlarını vermek ve bunlar aracılığıyla düşünmek,
olayların ve süreçlerin özünü kavrayıp temel yanlarına ve özelliklerine
ilişkin genellemeler elde etmek olanağını sağlayan, nesnel çevrenin
insan düşüncesindeki yansıma biçimi". Kimi toplumbilimciler de (örneğin
Bk. Hilmi Ziya Ülken, Sosyoloji Sözlüğü, İstanbul 1969, s. 168) kavram
kargaşasının toplumsal düzensizlikle koşutlu olduğunu ileri sürerler ve
toplumun düzeni bozulduğu zaman kavram aydınlığının da bozularak yerini
kavram bulanıklığı (Fr. Confusion des concepts)'na bıraktığını, bu halde
"ayrı şeylerin aynı sözcükle ya da aynı şeyin ayrı sözcüklerle"
dilegetirildiğini ve bu bulanıklığın kamu sanısını şaşırtmak ve avlamak
isteyen demagoglarca kullanıldığını savlarlar. Her toplumun ya da
ekinsel topluluğun kendi görenek ve geleneklerine özgü kavramlarına
kavram modeli (Fr. Modéle de concept) ya da kavram şeması (Fr. Schéme de
concept) denir. Bu örnek kavramlardan meydana gelen yargılar,
peşinyargılar, tutumlar, davranışlar vb.lerinin sınıflandırılması da
kavram sınıflaması (Fr. Classification des concepts) adını alır.
5. Ruhbilim: Dr. Mithat Enç'in hazırladığı Türk Dil Kurumunun
ruhbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os. Mefhum, İng. Concept) deyimi
şöyle tanımlanmıştır: "Herhangi bir nesne ya da olayın temel öğe ve
özelliklerini kapsayan soyut bir düşünü". Aynı sözlükte, nesne ve
olayların algılanan temel öğelerini örgütleyerek kavram haline getirmeye
İng. conceptualization (Os. Mefhumlaştırma) deyimi karşılığında
kavramlaştırma, kişinin bir konuyu ilişikli kavramlara dayanarak
öğrenmesine ve öğrendiği kavramların anlam ve kapsamlarını değiştirerek
geliştirmesine İng. conceptual learning deyimi karşılığında kavramsal
öğrenme deyimleri önerilmiştir.
|