|
Jean Jacques Rousseau
Kimdir? (1712-1778)
Özellikle siyaset, toplumsal özgürlük, haklar, eğitim, din üstüne
yazılarında geliştirdiği düşüncelerle tanınan İsviçre doğumlu Fransız
filozof, denemeci, müzikbilimci ve romancı. Cenevre’de doğan Rousseau,
büyük ölçüde kendini eğitmiş , genç yaştayken Fransa’ya giderek hemen
bütün yaşamı boyunca Paris ile taşraları arasında oradan oraya
dolaşmıştır.
Rousseau’nun düşüncesine en genel anlamda üç ayrı yönden yaklaşmak
olanaklıdır: “Toplum sözleşmesi kuramcısı olarak” Rousseau, var olan in
sanlık durumunu açıklamak amacıyla varsayımsal bir doğa durumu kurmaya
çalışır. Bu çaba, hem bir insan doğası kuramı hem de toplumsal
örgütlenmeye yönelik bir dizi pragmatik savdan oluşan bir felsefi
insanbilimin çevresinde dolaşır. “Toplum yorumcusu olarak” Rousseau,
eğitim ile toplumsal örgütlenmenin hem var olan uygulamadaki biçimlerini
hem de olması gereken ideal biçimlerini ortaya koymaya çalışır. “Bir
ahlakçı olarak” Rousseau ise bir tür evrensel siyasal eylem ya da uzlaşı
biçimi aracılığıyla birey ile yurttaşı bir potada kaynaştırmaya çalışır.
1750’li yıllardan başlayarak Rousseau, insanın toplumdaki durumunun
doğası ile kökenleri üstüne, buna bağlı olarak da var olan durumun
iyileştirilmesi adına neyin yapılabilir olduğu ile neyin yapılması
gerektiğine ilişkin giderek daha bir derinleşen, ayrıca da alabildiğine
kavraması göçleşen düşünceler geliştirmiştir.
Dijon Akademisi’nin “Bilim ile sanatta yaşanan gelişmeler, ahlak
yaşamında yansımasını bulmuş mudur?” konulu deneme yarışması için
yazdığı ve ödül de kazandığı Bilimler ile Sanatlar Üstüne Konuşma (Discours
sur les sciences et les arts, 1750) başlıklı çalışmasında sonraki
yapıtlarındakilere göre çok daha çarpıcı ama bir o kadar da yüzeysel
düşünceler ortaya koyduğu gözlenen Rousseau, bu yapıtında ne bilimsel
bilginin artışının ne de sanatların mükemmel yapıtlar yaratmasının tek
başına gerek birey temelinde gerekse bir bütün olarak toplum temelinde
ahlaksal bir iyileşme sağlamayacağını ileri sürmektedir, Tam tersine bu
tür üst düzey bir kültürel yapılanmanın toplumun var olan konumu
düşünüldüğünde fazlasıyla lüks ve gereksiz kaçacağının altını özellikle
çizen Rousseau, ancak çok az sayıdaki dini düşünürün düşünceleriyle
insanlığın ilerleyebileceğini savunmaktadır.
Yine de Rousseau, çoklarının “yüksek beğeni ve öğreniler”in ortaya
konması karşısında ilerleme anlamında bir etki almaktan çok, onarılması
son derece güç büyük hasarlar göreceğinden duyduğu derin endişeyi
açıklıkla dile getirmektedir. Söz konusu deneme yayımlandığı dönem için
önemli sayılabilecek bir oranda dikkat çekmiş, Rousseau’nun sonradan
özenle karşılık vereceği epey bir de tepki almış olmasına karşın, bu
yazısından hemen sonra kısa bir süreliğine de olsa müziğe duyduğu
ilginin daha ağır basması nedeniyle Rousseau toplumsal eleştiri konulan
üstüne yazmayı bir süreliğine ertelemiştir.
Nitekim 1753 yılında yazdığı Fransız Müziği Üstüne Mektup (Letter on
French Music) başlıklı yazısında Fransız müziğini eleştiren Rousseau,
tekdüze, kaba saba ve renksiz bulduğu Fransız müziğinin bütün bu olumsuz
özelliklerini, söz konusu müziğin bütünüyle köklendiği toprak olarak
düşündüğü Fransız konuşma diline bağlamaktadır. Sonradan Fransız
yapısökümcü düşünürü Derrida’nın büyük ilgisini çekecek olan 1755 ile
1760 yılları arasın da yazmaya başladığı ama bir türlü tamamlayamadığı
Dillerin Kökeni Üstüne (On the Origin of Languages) başlıklı denemesinde
Rousseau, Fransız dilinin “yardım isteme” ya da “yardım çağrısı” ile
“öteki insanları denetleme” ünlemleri doğrultusunda biçimlenmiş olduğunu
ileri sürmektedir, Fransız dilinin tatsız tuzsuzluğunun da,
yalınkatlılığının da, hatta aşırı açıklığının da başlıca nedeninin bu
özniteikler olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Rousseau sıcak güney
iklimlerinin hüküm sürdüğü ülkelerin dillerinin sevgi ve tutkuyla dolu
aksanlarının dili her zaman renkli kıldığına ve bunun en belirgin
örneğinin “İtalyan 0perası”nda görülebileceğine dikkat çekerek,
toplumsal ve siyasal istemlerin müzik dilini dahi derinden etkilediği
saptamasında bulunmaktadır. Sözü buradan etkili bir devlet yönetiminin
keskin, sert ve etkileyici bir söyleyişi olması gerektiği noktasına
taşıyan Rousseau, bir başka “deneme”sinde bütün dikkatini devlet
yönetiminin ya da hükümetin kökeni ile işlevi konusuna çevirmektedir.
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temeli Üstüne Konuşma (Discours
sur l’origine et les fondements de l’inégalité parmi les hommes, 1755)
başlıklı bu kitabında Rousseau, neredeyse bütünüyle “pastoral” diye
nitelendirilebilecek bir insanlık görüşü sunar. Rousseau’nun en önemli
yapıtları arasında gösterilen bu oldukça önemli yazısı temelde doğa
insanlığının çöküşü konusunu, yaban topluluklardan toplumlara, en
sonunda da devlete dek yozlaşmanın ve kokuşmanın tarihinin ana
uğraklarının izini sürerek incelemektedir.
Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi (Du Contrat social, 1762) başlığını
taşıyan çalışması ise gerek siyaset kuramının gerekse siyaset
felsefesinin klasik yapıtları arasında gösterilmektedir. Dört ayrı
kitaba ayrılarak yazdan yapıtta, “Birinci Kitap” meşru siyasal bir
düzenin kurulması için gereken uygun zemini; “İkinci Kitap”, böyle bir
düzen içerisindeki egemen yapının kökeni ile işlevlerini; “Üçüncü Kitap”
bütün gücünü ve yetkilerini egemen yapıdan alan ikincil konumdaki
hükümetin görevlerini; “Dördüncü Kitap”, özellikle Roma devleti örneğini
önüne koyarak sivil dinin işlevleri ile adil bir topluma ilişkin değişik
konuları ele almaktadır. Kitabın alt başlığının “Siyasal Hakkın
İlkeleri” olması ayrıca anılmaya değerdir.
Rousseau’nun kitabın hemen bütününe egemen temel ilgileri normatif bir
nitelik sergilemektedir, söz konusu normatif yaklaşımın en belirgin
biçimde görülebileceği konular “meşruiyetin doğası ile temeli” ve
“adalet” ile “hak” ekseninde sıralanmaktadır. Bu anlamda var olan
siyasal yapılara karşı varolması gereken siyasal yapıların araştırılması
kitabın başlıca amacı olarak görülebilir. Yapıtın kavranması bakımından
oldukça yararlı olan kısa bir özet, Emile’ in siyasal eğitimi üzerine
söylenenler aracılığıyla “Emile” başlıklı “Beşinci Kitap”ta
sunulmaktadır.
Rousseau, Toplum Sözleşmesi başlıklı bu önemli çalışmaya bir toplum
içinde bir araya gelmemizi zorunlu kılanın birey olarak kendi kendimize
yetmeyişimiz olduğu saptamasında bulunarak başlamaktadır. Ancak toplum
içinde bir araya geldiğimiz vakit, yaşamımızı sürdürmek pahasına
boyunduruk altına girmeyi doğal olarak istememekteyizdir. Özgürlük bu
anlamda özsel bir insan gereksinimi, insanlığın en önemli göstergesidir.
Dolayısıyla Rousseau’ya göre, özgürlük olma dan salt yaşamda kalmak
gerçek anlamda bir insan yaşamını ifade etmemektedir. Bu bağlamda
Rousseau insanların özgürlük temelinde bir araya gelmelerini, bütün
kişilerin bir araya gelmesi adına egemenlik yapısının meydana
getirilmesi durumuna, yani insanların kendileri açısından belli
ölçülerde bağlayıcı olan yetke yapısı yasayı kendi arzularıyla
benimsemeleri “genel istenç” diye adlandırmaktadır.
Genel istenç tasarımı Rousseau’nun siyasal meşruiyet kuramına baştan
sona egemen olmasına karşın tam anlamıyla açık olmayan oldukça
tartışmalı bir konudur. Kimi yorumcular bu anlayışın son çözümlemede en
temel örneğinin Fransız Devrimi’nde verildiği üzere proleteryanın ya da
yoksul kırsal kesimin diktatörlüğü anlamına geldiğini belirtseler de,
Rousseau’nun genel istençten anladığı tam olarak bu değildir.
Bunun böyle olmadığının en temel kanıtı, Rousseau’nun genel istencin
bireyleri kitlelere karşı korumak için, tek tek bireylerin kitlelerin
yararı adına kurban edilmelerine izin vermemek için var olduğunun altını
özellikle çizdiği Siyasal Ekonomi Üstüne Konuşma (Discourse on Political
Economy, 1755) bulunmaktadır. Kuşkusuz Rousseau bu noktada insanın
doğası gereği bencil olduğunun, kendi toplumsal katmanının çıkarlarını
savunmak adına ötekileri tahakküm altına alacak derecede baskıcı bir
yaradılış taşıdığının bütünüyle farkındadır. Bu nedenle Rousseau,
herkesin iyiliğini gözeten bir anlayışa içtenlikle bağlılığın sağlıklı
bir toplumsal yapılanımı olanaklı kılacak genel iyinin oluşturulabilme
baş koşulu olduğunu savunmaktadır. Nitekim bu çok önemli koşul “İkinci
Kitap”ın da ana araştırma izleğidir. Rousseau genel iyinin
oluşturulabilmesinin yeter koşullarını incelediği “Ikinci Kitap”ta,
özellikle gerekli olduğunu düşündüğü, insanları kendi bencil ilgi ve
çıkarlarına karşı bü tün bir toplumun iyiliğini düşünmeye özendirecek,
bunun kendileri için daha büyük yararlar getireceği inancını aşılayacak
yarı kutsal bir yöneticinin karizması tasarımına başvurmaktadır. “Ikinci
Kitap”ın akışı boyunca Rousseau yalnızca yasalara ve iyi bir devlete
ilişkin sarsılmaz bir duyarlık ve inanç taşıyan Korsika halkından
örnekler vererek, kimileyin bu küçük ada halkının bir gün gelecek
Avrupa’yı afallatacak derecede büyük işler başaracağı duygusuna
kapıldığını dile getirmektedir.
Toplum Sözleşmesinin hükümetin rolünü ve görevlerini inceleyen “Üçüncü
Kitap”ında Rousseau, çoğunluk yöneticilerin toplumun ilgi ve çıkarlarını
gözetecek yerde kendi özel ilgi ve çıkarları uyarınca hareket ettikleri
gerçeğinden yola çıkmaktadır. Nitekim bu gerçeğe bağlı olarak Rousseau,
hükümet işlevlerinin baştan sona halkın yargısının egemenliği altında
yürütülecek biçimde düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Kuşkusuz
bu yapılırken hükümetin farklı devletlerin farklı koşullarına (büyüklük,
nüfus, coğrafya gibi) uygun güç ve yetkilerle donatılmasına ayrı bir
özen gösterilmek zorundadır. Bu bağlamda Rousseau’nun demokratik
yönetime karşı özel bir yakınlık duymaması önemli bir noktadır. Bunun
ana nedeni anayasa ile egemen yapıyı Rousseau’nun iki ayrı konu olarak
düşünmesine bağlanabilir.
"Dördüncü Kitap"ta Rousseau’nun, kitabın kapsamı göz önünde
bulundurulduğunda oldukça uzun sayılabilecek bir biçimde Roma Devleti’ni
tartışması söz konusudur. Rousseau burada Roma’ya bir yandan
alabildiğine feci bir devlet çöküşünün modeli olarak yaklaşırken, öbür
yandan tanrısal onaylar ile sivil yasaları bir araya getiren, tanrısal
yasaları sivil yasalara uymaya çağıran, bütün ulusun genel iyiliğine
halkın bağlılığını pekiştirecek bir olanak olarak “sivil din” tasarımını
tartışmaktadır.
Rousseau Emile (1762) adlı yapıtının en olgun, en başarılı yapıtı
olduğunu düşünmektedir. Bunun en temel kanın öz- değerlendirmesini
yapmak amacıyla 1772 ile 1776 yılları arasında yazdığı (Rousseau Judge
of Jean-Jacques: Dialogues) adlı çalışmasında açıklıkla görülmektedir.
Rousseau burada kendisini gerçek anlamda kavramak isteyenlere
düşüncelerini en derin, en kapsamlı biçimde dile getirdiği Emile adlı
yapıtına bakmalarını önermektedir, Kitabın alt başlığı Eğilim Üstüne
olmasına karşın, Rousseau’nun bu yapıtında insandaki kötülüğün kaynağına
ilişkin en temelli düşünceleri yanında bütünüyle mutlu bir yaşama
ulaşmanın olmazsa olmazlarım ortaya koyduğu gözlenmektedir.
Emile’in çatısı insanlığın kokuşmuşluğu ve çürümüşlüğü karşısında bir
gencin ( kendisi) yetiştirilme öyküsü üstüne kurulmuştur. Dört kitaptan
oluşan yapıtın hemen tamamına egemen olan ana düşünce, toplumsal
ilişkilerin doğası ile sivil toplumun buna olanak tanıyan temeli
nedeniyle çağdaş toplumdaki çoğu erkek ile kadının yozlaşmış,
yaşamlarının çarpıklaşmış olmasıdır. Bu istenmeyen durum karşısında
yapıtın ana savunusu, insanın doğası gereği iyi Olduğu ama toplumsal
yaşamın onu kötü olmaya iteklediği biçiminde kısaca özetlenebilir.
Rousseau’ ya göre, kişinin anlamlı ve mutlu bir yaşam sürebilmesi için
elden geldiğince toplumun alabildiğine zararlı etkilerine karşı
korunaklı olması, yaratıcı, uyumlu, neşeli bir yaşam geliştirebilmesi
için kendi kişisel kaynakları ile ahlaksal bağlanımlarına geri dönmesi
gerekmektedir. mile ele alınan konulardan bir diğeri de insanın
bebeklikten büyüyüp yetişkin olana değin geçtiği gelişim aşamalarında,
hem bireyin kendisinden hem de dış etkilerden kaynaklanan en önemli
sağlık ve hastalık nedenleri üstüne yürütülen tartışmada kendini
gösterir. Çocukların dengeli, önceden belirlenmiş amaçlara ulaşmayı en
etkin bir biçimde sağlayacak belli bir yöntem dahilinde yetiştirilmeleri
gerektiğini savunan Rousseau, bu yetiştirme sürecinde pratik yaşam ile
somut konulara ilişkin içgörülerin çocuklara olabildiğince aşılanması
gerektiğini dile getirmektedir. Burada Rousseau’nun önemle üstünde
durduğu, çocuğa verilen eğitimle kazandırılacak temel yaşama tutumunun
en belirleyici özelliğinin, doğaya göre ya da doğanın kendi iç
işleyişine uygun bir yaşam farkındalığının aşılanmasına yönelik olması
gerektiğidir. Kendi güçlerimiz ile gerçek koşullar arasında ne denli
uyumlu bir ilişki içinde olduğumuzun ana belirleyicisi de bu
farkındalıktır. Böyle bir farkındalık eğitimini başarıyla almış çocuk,
Rousseau’ya göre, toplum içinde kendisine bir yer bulma gereksinimi
duyduğu vakit, bu yeri edinmek amacıyla çevresini denetlemeye,
yakınındaki insanları egemenliği altına al maya çalışmayacaktır, yani
despot yaradılışta bir kişi olarak toplumsal ilişkilerde
bulunmayacaktır. Bunun tam tersine kendisi için gerekli olduğunu gördüğü
yaşam yararlarım ancak arkadaşlığa, karşılıklı saygıya, işbirliğine
dayalı olarak edinebileceğini bilecek, ona göre davranacaktır. Bu
bağlamda Rousseau, birbirimize karşı sevecenlik ile yardımseverlik
besleme kapasitemizin insanlığın bütünleşerek bir toplum içinde
yaşayabilmesinin temeli Olduğu gibi, “Atın Kural”ın da en doğru
açıklaması Olduğunu savunmaktadır. Gerçek ahlaksal istemlerin ne bize
dışardan dayatılan ne de us yoluyla bulgulanan şeyler olduklarının
altını özellikle çizen Rousseau, söz konusu istemlerin ancak eşitler
arasında kurulan yaratıcı ilişki bağı yoluyla dışa vurulan yaşam
gerekleri olduğunu ileri sürmektedir. Bu aynı konu yani karşılıklı saygı
temelinde kendini geliştirme ülküsü Rousseau’nun evlilik ile cinsel
ilişkilere yaklaşımında da belirleyici bir konumdadır. Rousseau böylesi
bir zemin üstüne kurulmuş toplumun, içinde yaşayan bütün bireylerin
mutluluğunun tek güvencesi olduğunu düşünmektedir.
KAYNAK
Felsefe Sözlüğü; A. Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü. Hüsrev
Yoksal-Bilim ve Sanat Yayınları
Ek Bilgiler
Jean-Jacques Rousseau (Cenevre 28 Haziran, 1712 - Ermononville, Val-d'Oise
2 Temmuz, 1778) Fransız yazar, düşünür, filozof, politika ve müzik
teorisyeni
İsviçre'nin Cenevre kentinde doğmuştur.Bir sanatçının oğludur, on
yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau,daha sonra
sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 1728-1738 yılları
arasında değişik işler yaparak, uşak, sekreter, müzik hocası, tercüman
olarak Fransa, İtalya ve İsviçre'de dolaşmıştır. Fransa'da yazıları
yasaklanınca daha sonra aralarının açıldığı dostu David Hume'un daveti
üzerine İngiltere'ye gitti. Daha sonra Batı İsviçre'de Neuchatel'e
sığındı.Kalvenist olarak vaftiz olmuştu, Turin'de Katolikliğe geçti,
daha sonra tekrar Kalvenist oldu.Bu sebeple doğduğu şehir olan
Cenevre'de ateist suçlamalarına mâruz kaldı. 1749 da Ansiklopedinin
müzik bölümünü kaleme almıştır.
İnsan doğasına ilişkin çözümlemesiyle, insanın uygarlık tarafından
değiştirilmemiş doğal halinin birçok açıdan daha üstün olduğu fikri ve
modern demokrasi anlayışına temel oluşturan toplumsal sözleşme
öğretisiyle ün kazanmış olan ünlü Fransız düşünürdür. Kendisi filozof
sıfatını her zaman reddetmiştir.
Başlıca Eserleri
- Du Contrat Social (Toplum Sözleşmesi)
- Les Rêveries du promeneur solitaire (Yalnız Gezenin Düşleri)
- Les Confessions (İtiraflar)
- Discours sur les Sciences et les Arts (Bilimler ve Sanatlar
Üzerine Konuşma),
- Discours sur l’Origin et les Fondements de l’Ingalité parmi les hommes
(İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Temeli ve Kökenleri),
- émile au de l’éducation (Emile ya da Eğitime Dair),nouvelle heloise
- Du Contrat Social (Toplum Sözleşmesi),
- Les Confessions (İtiraflar)
- Lettre a D'Alembert sur les spectacles (Tiyatro Oyunları üstüne
d'Alembert'e mektup)
- Julie ou la Nouvelle Héloise (Julie ya da yeni Heloise)
- Les Rêveries du promeneur solitaire (Yalnız Gezenin Düşleri)
Rousseau'dan Seçme Sözler
- Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak
yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet
insanlara göre değildir. 28 Haziran 2007
- Devlet büyüdükçe, özgürlük de o oranda küçülür.
- Hiç bir şey çıkar gruplarının etkisinden daha tehlikeli değildir.
- Politika ve ahlâkı farklı ele alanlar, her ikisini de asla
anlayamazlar. 1 Mayıs 2007
- Daimi barışın tesis edilmesi tamamen ülkelerin anlaşmasına bağlıdır.
Daimi barışın tesisi tüm ülkeler için yarar sağlar. Barış için
uluslararası bir federasyon oluşturulduğunda bu kurum uzun süre
yürürlükte kalabilir ve barışı gerçekleştirebilir.
- Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.
- Ağır söz veren hızlı iş yapar.
- İnsanlar ömür kısadır derler ama, yine de onu kısaltmak için
ellerinden geleni yaparlar.
- ...Yalnız şunu soracağım: Felsefe nedir? En tanınmış filozofların
kitaplarında bulduğumuz nedir? Onları dinlerken insan kendini, bir pazar
yerinde avaz avaz çağıran bir sürü madrabaz arasında sanır; her biri
bana gelin, bana gelen aldanmaz diye bağırır durur. Kimi, cisimlerin
mevcut olmadığını, her şeyin tasavvurda yaşadığını iddia eder; kimi
maddeden gayrı olmadığını ileri sürer ve Allah dünyanın kendisidir der.
Birisi ispata kalkar ki dünyada iyilik - kötülük yoktur, hayır ve şer
birer kuruntudan ibarettir. Öteki der ki, insanlar birer, canavardır;
birbirlerini parçalayıp yemeleri cürüm sayılmaz.
- Ey büyük filozoflar, bu faydalı dersleri siz yalnız kendi
çocuklarınıza, kendi dostlarınıza verin ne olur! Hem siz fikirlerinizin
meyvesini daha çabuk elde edersiniz, hem de bizim çocuklarımız sizin
meshebinize girmek tehlikesinden kurtulmuş olur.
- Genel istem yok edilemez.
- Gerçek demokrasi hiçbir zaman var olmamıştır ve olmayacaktır da.
- Gerçek demokrasi var olabilmesi için, o kadar insanın toplayacak bir
yerin olması gerekirdi.Milyonlarca insanı da bir yerde
toplayamıyorsanız.Temsili demokrasi ile yetinin.
- Ey yüce gönüllü yalan! Gerçek hiç sana tercih edilebilecek kadar güzel
olmuş mudur?
- Mutsuzluk, şüphesiz çok büyük bir öğretmendir, fakat bu öğretmen;
derslerini pahalıya ödetir ve faydası da parasına değmez.
|