|
Eğitim Sosyolojisinin
Tarihsel Gelişimi ve Teorik Yaklaşımlar
Gerçi Eğitim Sosyolojisi genel sosyolojiden, felsefeden, ekonomiden,
psikolojiden, sosyal antropolojiden, siyaset biliminden çok yararlanır,
bunların konularına yeni yaklaşımlar getirir, bu bilim alanlarının
kavramlarını kullanır; ama Eğitim Sosyolojisine teorik yaklaşımlar
genellikle tanınmış sosyoloji teorisyenlerince yapılmıştır. Eğitim
Sosyolojisinin tarihî gelişimi içindeki inceleme ve araştırmalara daha
sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak girileceği için; burada kısaca
teoriler üzerinde durulacaktır. Eğitim Sosyolojisine etkide bulunan
belli başlı teorik görüşler şöyle sıralanabilir :
Emile Durkheim'ın Eğitime Sosyolojik Yaklaşımı
Eğitim Sosyolojisinin kurucu Emile Durkheim'dır. Durkheim'a göre her
sosyal düzen, onu meydana getiren fertlerin dışında bağımsız olarak var
olan ve kişilerin değişmelerine bakmadan devam eden bir gerçekliktir.
Sosyal kurumlar birer kalıp, birer nehir yatağıdır; çocuklar ve gençler
onun içinde şekillenir, oradan akıp giderler. Sosyal şekiller, bireyleri
kendi istediği biçimde şekillendirmek için baskı ve zor kullanır; bu
baskı ve zorlama bazı konularda ve bazı dönemlerde çok sert hissedildiği
gibi, bazen da hemen hiç hissedilmeyecek kadar hafif kalır. Sosyal
kurumların güçleri özellikle bu kurumların içinde geçerli olan
kurallardan saptığımızda kendisini göstermektedir.
Dünyada milyarlarca birey ve bir o kadar da bireysel yaşayış anlayış
biçimleri vardır. Oysa dünyadaki toplumsal yaşayış-anlayış biçimlerinin
ve kültürlerinin sayısı daha azdır. Ancak bütün çeşitliliğine rağmen,
hem fertlerin hayatında hem toplumların düzenlerinde bir çok ortak
özellikler bulunmaktadır.
Bir toplumdaki sosyal organizasyonlar, toplum fertlerini çeşitli
şekillerde kontrol ederler. Bu kontrolün aşırı şekillerinde insan,
topluma bütün şahsiyeti ile. katılır; yaşayışının bütün safhalarını ve
çeşitlerini içinde yaşadığı sosyal bünye tayin eder. Öte yandan sosyal
kurumlar kendilerine tam itaat eden kişilere rehberlik ederler,
korurlar, destek olurlar (F.Tönnies'in cemaat tipi toplumları).
Sosyal kontrolün zayıf olduğu toplumlarda fertler bazı yönlerden kontrol
altına alınır, diğer noktalarda serbest bırakılır. Herkes sadece belirli
konularda ve belirli oranlarda sosyal yaşayışa katılır. Bu sosyal
kurumların insanları yönlendirmesi ve koruması da sadece belli
noktalarda olur. Ancak o kadar çok sosyal kurum insan hayatı ile meşgul
olur ki, genel olarak insanın bütün hayatı sosyal kurumlarca
şekillendirilmiş ve yönlendirilmiş olur.
Ancak Durkheim'a göre, modern toplumlar bireyleri korumak ve
yönlendirmek özelliğini yitirmiştir. Yeni sosyal kurumlar insanlardan
pek az konuda pek az şey istiyor; diğer konularda onu kendi haline
bırakıyor. Kişi, karşılaştığı pek çok problemleri kendi başına çözmek
zorunda kalıyor. Modern toplumlar, eskisinden çok daha karmaşık olmasına
rağmen bireylerin yaşayışını kontrol edip destekleyememektedir. Modern
sosyal hayatta bütün güç devletlerin elinde toplanmış; devlet ile fert
arasındaki pek çok sosyal kurum önemini ve gücünü kaybetmiştir.
Durkheim, toplumsal hayatın, hatta ferdî hayatın açıklanmasında tamamen
din, hukuk, mantık, ahlâk, aile vs. gibi toplumsal olaylara ve kurumlara
dayanmış; diğer faktörleri hesaba katmaz görünmüştür. Bu bakımdan da
çağdaşı G.Tarde ile çatışmaya düşmüştür. Tarde, bütün toplumsal hayatı
ferdî yaşantı ve bilhassa taklit ile açıklamak çabasında bulunmuştur.
Tarde ile Durkheim'ın fikirleri, âdeta "psikolojizm" ile "sosyolojizm"in
çatışması gibidir; birisi sosyal olayı, diğeri ferdî psikolojiyi tamamen
reddetmektedir. Bu tartışmalar Türk bilim hayatına da aynen yansımış;
Durkheim ekolünün fikirlerini Ziya Gökalp, Tarde ekolünün görüşlerini de
Sâtı Bey dile getirmiştir.
Sosyal kurumları, "sosyal kollektif duyguların kristalize olmuş bir
şekli" olarak niteleyen Durkheim, eğitimi de bir sosyal kurum olarak
kabul eder. Ona göre eğitim, toplumun bir fonksiyonudur. çeşitli toplum
tiplerine göre değişen eğitim, yetişkin nesillerin genç nesillere
etkisi; çocukları belli bir düzeyde ve toplumun istediği şekilde
bedensel, ahlâkî ve zihni düzeye çıkarmaktır.
Durkheim'ın görüşlerine genel olarak bakıldığında, onun eğitimi
çocukları ve gençleri sosyalleştirme olarak aldığı görülmektedir. O
halde eğitim, toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenecektir. Böyle olunca
da, her toplumun kendi devamlılığını sürdürmek için ortaya koyduğu
ahlâk, değerler ve diğer sosyal normlar, eğitimin genç kuşaklara
benimseteceği ilk unsurlar olacaktır.
Max Weber
Modern sosyolojinin kurucularından Weber, insanın hareket ve
davranışlarını sosyal ilişki ve bağlanışlar çerçevesinde ele almıştır.
Sosyal ilişkiler, taraflar arası anlaşmalardan doğabildiği gibi,
dışardaki bir güç tarafından da empoze edilebilir. Weber, sosyal
kurumların hepsinin, hem tarih içinde dikey gelişim açısından hem de şu
andaki yaygın durum bakımından ideal tiplere, soyut tiplere
indirgenebileceğini iddia ediyor; böylece sosyal gerçeğin tabakalar
içinde daha iyi anlatılabileceğini düşünüyor. Weber'in bilhassa
hâkimiyet teşekkülü ve şehir tipolojileri ile hukuk ve din sosyolojisi
üzerindeki analizleri dikkati çekmektedir.
Sosyal hayatta bütün faktörler birbirlerini karşılıklı olarak
etkilerler. Ekonomik ilişkilerin din ve diğer sosyal ilişkiler üzerinde
büyük etkileri olduğu gibi, meselâ, her din de bir iktisadî ve sosyal
ahlâk yaratmaktadır. İnsanların duygularını, düşüncelerini, vaziyet
alışlarını etkileyen faktörlerin içinde dinin önemli bir yeri vardır.
Kapitalizm de, Protestanlığın getirdiği kapitalist zihniyetin bir
eseridir. Dinler ahlâkî değerleri, ahlâkî değerler de sosyal ve ekonomik
hayatı şekillendirmektedir.
Eğitim, fertlerin ilerde toplumsal yapı içinde alacakları statüyü
belirleme açısından çok önemlidir. Weber'e göre eğitimin esas görevi,
kişinin ilerde toplumsal yapıda ulaşacağı yere ulaşması için kişileri ve
grupları hazırlamaktır. Yani eğitim, kişilerin ve grupların, bürokrasi
ve sosyal tabakalaşma içinde ilerde alacakları yere hazırlama
çalışmalarıdır. Weber'in tipoloji yaklaşımı, Eğitim Sosyolojisi
araştırmalarında çok etkili olmuştur.
Eğitim Sosyolojisi-Eğitsel Sosyoloji Tartışmaları
Eğitimin toplumsal yönünün ele alınması, ABD'de iki ayrı eğilimin
gelişmesine yol açtı: bunlardan birincisi konuyu sosyolojinin bir dalı
olarak alan Eğitim Sosyolojisi, ikincisi ise konuyu eğitim açısından ele
alan Eğitsel Sosyolojisi akımlarıdır.
Eğitim Sosyolojisi akımına mensup sosyologlar eğitimcileri, okulları ve
diğer kurumları toplumsal ve kültürel çerçeveleri, içinde anlamaya
çalışırlar. Amaç, eğitim ile toplum arasındaki ilişkilerin
kavranmasıdır. Bu araştırmalarda, sosyolojik metot ve teknikler
kullanılır. Toplumsal rollerin eğitim alanında nasıl oynandığı da
incelenir. Eğitim ile -diğer toplumsal kurumlar olan- ekonomi, politika,
din, aile gibi kurumlar arasındaki ilişkiler ele alınır. Okullar ve
eğitim sistemleri ile toplumsal yapı arasındaki bağlantılar, eğitim
politikacısı, teorisyenleri ve eğitim uygulayıcılarının toplumsal
kökenleri vs. de Eğitim Sosyolojisi akımına mensup olanların araştırma
konuları olmuştur.
Eğitsel Sosyolojisi ise, eğitimin teori ve uygulamalarına normatif
olarak yaklaşmakta, istatistik verilerden, deneysel araştırmalardan
kaçınmaktadır. Ahlâk, politika, eğitim uygulamaları ve pratik sorunlar
üzerinde durmaktadırlar.
Ancak daha sonraları bu iki akımın ortak bir çizgi üzerinde birleşme
çabaları görülmektedir. Bilindiği gibi, kıt'a Avrupa'sının genellikle
teorik sosyal görüşler ileri süren sosyologlarına karşı -özellikle
Avrupalı G. Tarde ve H. Spencer'den esinlenen - Amerikalı sosyologlar
(L.F.Ward, A.W. Small, G. Ratzenhofer, W. McDougall, C.H. Cooley, G.H.
Mead v.s.) konuyu, fertten hareket ederek açıklamaya çalışmışlar ve
toplumsal gerçeği mikroskobik parçalara ayırmışlardı. Daha sonra gelen
T. Parsons, Robert K. Merton, C.W. Mills gibi Amerikalı sosyologlar ise
kendi ülkelerindeki deneysel ve sayısal araştırma akımı ile Avrupalı
düşünürlerin bütünü kapsayan teorik görüşlerini birleştirmek
istemişlerdi. Sosyal bilimlerin problem tespit etme, hipotez koyma, veri
toplama, verilerin analizi, değerlendirilmesi, yorumu ve ortaya konan
hipotezin test edilmesine dayanan araştırma yöntemi, eğitim dahil bütün
sosyal bilimler alanında hızla yayıldığı için, Amerika'daki Eğitim
Sosyolojisi ve Eğitsel Sosyoloji akımları da bir taraftan deneysel
araştırmalarda normatif teorilerin kabul edilmesi, diğer taraftan sosyal
kural ve değerlerin deneysel olarak incelenmeye başlanması ile ortak bir
noktaya doğru gelmiş bulunmaktadır.
Yapısal-Fonksiyoncu Eğitim Sosyolojisi
Toplumlar, hayatiyetlerini sürdürmek için bazı ihtiyaçlarını karşılamak
zorundadırlar. Bu ihtiyaçların karşılanması sırasında ortaya çıkan
sosyal kurumların hemen hepsi belli bir takım toplum gereksinmeleri için
var olmuşlardır. Başka bir deyişle, her toplum kendi ihtiyaçlarına göre
bazı sosyal kurumlar oluşturur. Her ihtiyaç ve görev bir sosyal kurum
meydana getirmektedir. Sosyal yapı gerçi sonradan oluşur ama, oluştuktan
sonra görevlerin çoğalmasına ve değişmesine göre farklılaşır; yeni
yapılar ortaya çıkartır. Bir toplum içinde çeşitli görevleri yerine
getiren sosyal kurumlar, kendi aralarında uyumlu bir bütünlük gösterir.
Sosyolojideki yapısal-fonksiyoncu görüşün en başta gelen temsilcileri
Amerikalı sosyologlar olan Talcott Parsons ve Robert K. Merton'dur.
Parsons'a göre toplumsal sistem, belirli statülerdeki kişilerin
rollerine uygun karşılıklı etkileşimleri sayesinde kurulmakta; bu
ilişkiler kalıplaşınca toplumsal yapı oluşmaktadır. Parsons'da toplumsal
olaylar kişiler arası ilişkilere indirgenmektedir. Bireyler,
birbirlerine zıt gibi görünen karşıt ikililer ("diktomi") içinden özgür
seçim yaparak toplumsal sistemi oluştururlar. Ancak fert, bu özgür
davranışları' seçerken, toplumsal açıdan bunun hoş görülüp
görülmeyeceğini; değerlere, kurallara, ahlâka ve diğer sosyal kurumlara
uyup uymayacağını ve -uymaması halinde- tehlikeleri göz önüne almalıdır.
Her toplumun kendine has bir değerler tipolojisi ve amaçlar dizgesi
vardır; her toplum kendi kültürel modelini devam ettirmek ister.
Parsons'ın sosyolojisinde genellikle sosyalleşme, benimseme
("internalizasyon"), kişileri belli görev ve sosyal statülere
yerleştirme ("allokasyon"), kişileri farklı rol, davranış kalıpları,
sosyal sınıf, yerleşim yerlerinde vs. farklılaştırma
("differentiation"), şahsiyet, sosyal ve kültürel sistemler gibi konular
üzerinde durulur. Kişinin toplum içindeki hedeflerini, onun rolleri,
ihtiyaçları ve toplumsal değerler organizasyonları belirler. Burada
okul, bir sosyal sistem olarak ele alınır. Okul, aktörler arasındaki,
yani öğretmen-öğrenci ve öğrencilerin kendi aralarındaki karşılıklı
etkileşimlerinin bir sonucudur. Okul, sosyalleşmeyi sağlayan yerlerden
biridir. Hattâ giderek çocukların ve gençlerin sosyalleşmesi tamamen
okulların görevi haline gelmektedir. Okullar, hem toplum kültürünü
çocuklara ve gençlere öğretmek, benimsetmek hem de fertleri ilgi ve
yeteneklerine göre belli görevlere yerleştirmekle görevlidirler. Okul,
hem kişilere kendi şahsiyetlerini kazandıracak hem toplumsal rolleri
öğretecek, bireylerin şahsi ihtiyaçlarını karşılayacaktır.
Sosyolojideki fonksiyonalist görüşün eksikliklerini tamamlamak isteyen
R.K. Merton, özellikle fonksiyon kavramı üzerinde durmaktadır.
Fonksiyonlar her zaman toplumsal bütünlüğü sağlamıyor; bazen da bozuyor,
sarsıyor. Bireylerin birbirleriyle uyumlu davranışlar göstermelerine
yarayan kültürel yapı (değerler, normlar, amaçlar) ile davranışlar
arasındaki ilişkileri gösteren toplumsal yapı, uyumsuzluk içine
düştüğünde, bir gerilim ve kopma hali ("anomi") ortaya çıkar. Bu durumda
kişiler sahipsiz, amaçsız kalır; hiçlik duygusuna kapılır, boşluğa
düşer. Toplumsal yapı değişmeleri sırasında kültürel yapının değişmesi,
böyle anomi durumları yaratır. Bu durumlarda eğitim sistemine ve
kurumlarına büyük rol ve ağır bir görev düşmektedir. Okulların kültürel
ve toplumsal değişmeye karşı takınacakları tavır, yetiştirdikleri
kişiler ve toplum açısından çok önemlidir.
Bilgi Sosyolojisi, Fenomenolojik Sosyoloji ve Eğitim Sosyolojisi
Bağlantıları
Son yıllarda İngiliz sosyologlarından bir grup geleneksel Eğitim
Sosyolojisine karşı radikal öneriler getirmekte; Eğitim Sosyolojisine
yeni bir yön vermek istemektedirler. Özellikle Michael F.D. Young'ın
önderliğinde gelişen bu yaklaşımı açıklayabilmek için onun dayandığı
bilgi sosyolojisi ve fenomenolojik sosyolojiye kısaca göz atmak
gerekmektedir.
Bilgi sosyolojisi; insan bilgisi, bilinci ve tasavvurları ile bunların
içinde oluştuğu sosyal yapı ve olgular arasındaki ilişkileri araştırır.
Bilgi, toplumsal bir olgudur; ahlâk, politika, dil, din, hukuk, ekonomi
gibi toplumsal alanlardaki bilgiler, toplum yapısının ürünüdürler.
İnsanın bilgisi üzerinde toplumun etkilerine, toplum üyesi bütün
bireylerin ve sosyal kurumların toplumdaki yaygın bilgi yapısı ile uyum
içinde olmalarına eskiden beri dikkat çekilmiştir. Hele hele A.Comte'un
"Üç Hal Kanunu"nda tamamen bir bilgi sosyolojisi görülmekte, bütün
insanlık tarihi bu şekilde açıklanmaktadır. Durkheim, düşünmenin ve
bilginin toplumsal bilinç içinde oluştuğuna, toplumsal örgütlenmedeki
değişmelerin bilgide ve düşünmede de değişiklikler yarattığına işaret
etmiş; Levy Bruhl, ilkel ve uygar zihniyet ile toplumlar arasındaki sıkı
bağlantılara değinmiş; Max Scheler, bilgi üzerindeki toplumsal etkilerin
farklılığına göre bilgileri sınıflamaya çalışmış; Karl Mannheim, düşünme
ile toplumsal durumun birbirine çok bağlanmasının ideolojik düşünceyi
doğurduğunu iddia etmiştir. Polonya asıllı bir Amerikan sosyologu olan
F.Znaniecki, bilginin yayılmasını sağlayan araçlar, bilgileri geliştiren
ve yayan kişilerin toplumsal rol ve statüleri üzerinde araştırmalar
yaparak eğitim sosyolojisi ile bilgi sosyolojisini birleştirme yönünde
büyük adımlar atmıştır. Fransız sosyologu G.Gurwitch, bilgi çeşitleri
ile toplumsal sınıflar ve gruplar arasındaki karşılıklı fonksiyonel
ilişkileri araştırmaya ve bu ilişkilerin oluşturduğu bilgi sistemlerini
incelemeye çalışmışlar.
Alfred Schütz tarafından kurulmuş olan fenomenolojik sosyoloji ise,
günlük hayatta insanların kurduğu sosyal yapı ve tipleri teorik tavır
almadan, dışardaki gözlemciler tarafından analiz etmek, kavramak ve
apaçık tasvir etmek fikrini savunuyor. İnsan, tabiatın bir eseridir, ama
diğer tabiat maddeleri gibi değildir. İnsan, anlamlı davranan,
birbirleriyle iletişim kurup etkilenen; daha önceden yapılaşmış bir
kültür ortamı içinde doğmuş olmasına rağmen gene de kendi kendine
anlamlı ve orijinal bir şahsiyet oluşturan varlıktır. Sosyoloji, tarih
içinde oluşmuş sosyal yapı ve sosyal ortamlar ile günlük hayat içinde
yaşayan insanlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve bağlantıları
("Intersubjektivitaet") inceler. Her insan, içinde yaşadığı sosyal yapı
ile karşılıklı yönlendirme ve sınırlamalar yaparak oluşur.
Bilgi sosyolojisi ve fenomenolojik sosyolojiden yola çıkan M.F.D. Young,
geleneksel eğitim sosyolojisine karşı çıkmaktadır. Ona göre, toplumdaki
politik güçler faaliyetlerini şimdi eğitsel bilginin organizasyonunda
yoğunlaştırmışlardır. Günümüzde akıl ve bilim tehlikeli bir şekilde
mutlaklaştırılıyor; çeşitli sosyal, politik ve eğitsel davranışları
etkiliyor. akıl ve bilim "dogmaları", feodal toplum yapısındaki kilise
dogmaları haline geliyor. Young, akıl ve bilimin dogmatik yanına hücum
etmektedir. Eğitim Sosyolojisi, kurumları, fikirleri, öğretimin
elemanlarını, yetenek ve başarıyı başlangıç noktası olarak almalı,
bunların altında yatan anlamları bulmaya çalışmalıdır. Eğitimsel bilgi
tâ program düzenlemeden, mâli ve idari kontrolden öğretmenlerin
yetiştirilmesine kadar politiktir. Bilgilerimiz, politik güçlerin
istediği gibi toplumsal tecrübelerin ve kitaplar!n aktardığı gibi
oluşmaktadır. Hele son zamanlarda kitle iletişim araçlarının ya resmî
kurumların ya da güçlü sermaye gruplarının elinde olması, yalnız
okullardaki çocukların ve gençlerin değil, evlerinde oturan her yaştaki
insanların da propaganda, beyin yıkama ve telkin şeklindeki politik ve
yönlendirmeli bilginin elinden kurtulamadığını; davranışlarımızın ve
vaziyet alışlarımızın buna göre şekillendiğini daha açık göstermektedir.
Eğitim Sosyolojisi araştırmalarına etki eden daha başka teorik
görüşlere, ilerde başka konular işlenirken zaman zaman temas
edilecektir.
< Sosyoloji
Dizinine Geri Git
< Eğitim
Sosyolojisi Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
Eğitim
sosyolojisi,
eğitim sosyolojisi nedir,
eğitim sosyolojisi ne
demektir,
eğitim sosyolojisi tanımı nedir,
eğitim sosyolojisi ne
anlama gelir,
eğitim sosyolojisi ne demektir,
eğitim sosyolojisi
nedir,
eğitim sosyolojisi nedir,
eğitim sosyolojisi ne demektir,
eğitim sosyolojisi hakkında,
eğitim sosyolojisi hakkında bilgi,
eğitim sosyolojisi nedir |
|