|
Din Sosyolojisi Nedir?
DİN SOSYOLOJİSİ
Winston DAVIS; Çeviren: Yrd. Doç. Dr. Ali Coşkun
Din ve toplum arasındaki ilişkilerin sistematik ve objektif olarak
incelenişi, Sociologie kelimesini ilk defa kullanan Auguste Comte'dan
(1798-1857) çok önceleri mevcuttu. Xenophanes (M.Ö.560-478) Habeşistanlı
Tanrıların siyah ve küçük burunlu, Trakyalı olanların ise hafif mavi
gözlerle birlikte kızıl saçlı olduklarına dikkat çekerken zaten din
sosyolojisi disipliniyle yüzeysel bir şekilde de olsa ilgilenmiş
oluyordu. Benzer bir şekilde, Müslüman felsefeci İbn Haldun (1332-1406)
Mukaddime ya da Kitabu'l-İber'e (Dünya Tarihi) girişte, Kuzey Afrika
Krallıklarının yükseliş ve düşüşlerinde dinin rolünü incelerken sosyal
dayanışma (asabiyye) kavramıyla yakından ilgilenmişti. Modern
zamanlarda, klasiklerle ilgilenenler, dinler tarihçileri ve “seküler”
tarihçiler kuşkusuz din araştırmaları alanında profesyonel
sosyologlardan daha çok ve muhtemelen daha iyi yazmaktadırlar. Bir
disiplin olarak sosyolojinin gerçek gücü, onun kapsamlı ya da evrensel
öneme sahip tutarlı bir yaklaşım geliştirmek amacıyla modelleri,
teorileri ve son zamanlarda istatistiksel yöntemleri daha açık bir
şekilde kullanmasında yatıyor gibi görünmektedir. Daha ideografik bilim
anlayışlarının aksine din sosyolojisi, din ve toplumu nomotetik bir
şekilde yani, yasalarını birbirine bağlı düşünce, duygu ve davranış
ağları ya da sistemleri gibi inceleyerek ün kazanmıştır.
Modern zamanlarda sosyolojik din araştırmalarının ortaya çıkışı,
kapitalizm, kültürel çoğulculuk, dinsel hoşgörü ve liberal devletin
yükselişi ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle, bu disiplin din ve
toplumu “doğal” bir halde irdelediğini iddia edemez. Aksine bu disiplin,
araştırmacıların inceledikleri dinler ve toplumlar tarafından ortaya
atılan normatif iddialardan kendilerini uzaklaştırmalarına imkan
sağlayan ya da onları buna zorlayan Batı sosyal düşüncesindeki eşsiz
tarihsel gelişmeler tarafından üretilen kültürel bir üründür. Aslında
din sosyolojisi, kendi doğurgan ilgilerinden birinin, yani, dini düşünce
ve kurumların sekülerleşmesinin ürünüdür. Din sosyolojisinin aksine,
dini sosyoloji, teoloji ve kurumsal din -özellikle Fransa ve Belçika'da
Roma Katolik Kilisesi- ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalışmaktadır.
Din sosyolojisinin tarihi ana hatlarıyla dört döneme ayrılabilir:
Geleneksel sosyal düşünce, şüphecilik ve spekülasyon, muhafazakar ve
romantik tepki ve modern sosyal teori.
Geleneksel Sosyal Düşünce
Modern sosyoloji şekillenmeye başladığında ilk olarak dönüştürülen ve
dünyevileştirilen düşünce yapısı, geleneksel sosyal düşünce olarak
adlandırılabilir. Bu, birleşik bir düşünceler sistemi olmadığı gibi,
birbirinden farklı ve hatta birbiriyle çelişen unsurlar içeriyordu:
Platoncu idealizm, Aristocu teleoloji, Stoacı tabii hukuk, Augustinyenci
sosyal realizm ve ortaçağ bilim adamlarının çeşitli sosyal teorileri.
Geleneksel sosyal düşünceyi özellikle karakterize eden şey, onun sosyal
ve etik analizlerin sentezinden oluşmasıydı. Çünkü tabiat gibi toplumun
da bir gayesinin ya da amacının olduğu düşünülüyordu. Geleneksel sosyal
düşünce döneminde sosyal analizin “olan”ı, değerlerin “olması
gereken”inden ayrılmamıştı. Hıristiyan çevrelerde sosyal kurumların
incelenmesi, bütünüyle kilisenin amaçları doğrultusunda yapılıyordu.
Geleneksel sosyal düşünce, bütün kurumsallaşmış sosyal değerlerin ve
kurumların kozmolojik ve ilahi kaynakları üzerinde durdu. İnsana sosyal
ve siyasal bir varlık gözüyle bakan bu düşünce, gerçek “kamu yararı”nın
varlığının “sağlam akl”a sahip herkes tarafından bilinebileceğini ve iyi
niyet sayesinde uygulanabileceğini savundu. Diğer dinler gibi
Hıristiyanlık da söz konusu kamu yararını, toplum ve evreni bir ve aynı
gören aşkın nesneler düzenine göre tanımladı. Geleneksel sosyal
düşüncenin ana akımı, toplumun organik birliğini tabii hukuk diliyle
ifade etti. Bu teoriye göre, kurumlar, tabiata bizzat Tanrı'nın koyduğu
kuralları yansıttıkları oranda –sadece mitolojik açıdan meşruiyet
kazanmakla kalmaz- aynı zamanda felsefi açıdan da haklı gösterilebilir
ya da mahkum edilebilirlerdi.
Geleneksel sosyal düşünce, din sosyolojisine bazı temel kavramlarını
miras bıraktı: Toplum, din, zorunluluk ve varlığın temel düzeni ya da
yasası. Seküler bir kavram olarak değiştirilen sosyal düşüncenin tabii
hukuk kavramı, erken dönem doğa bilimlerinin ve sosyal bilimlerin
temelini oluşturmuştur.
Şüphecilik ve Spekülasyon
Ortaçağlarda ve Rönesans'ta kuramcıların aradığı toplumun yasal düzeni,
insan ırkını spiritüel/manevi mükemmelliğe çağıran bir düzendi. 17. ve
18. yüzyıllarda düşünürler düzen arayışlarını devam ettirdi. Ancak artık
onları ilgilendiriyor gibi görünen bu düzen, bazı basit, doğal
standartlara göre dillerin, örf ve adetlerin ve dinlerin çeşitliliğini
açıklayabiliyordu. Bütün bunlar içerisinde aklın oynadığı rol, özellikle
empiristler gibi bazı gruplar tarafından küçümsenirken, rasyonalistlerin
de aralarında bulunduğu bazıları tarafından abartılıyordu.
17. ve 18. yüzyıllarda geleneksel sosyal düşünce entelektüel saldırılara
maruz kaldı ve –1960'da Richard Hooker'ın Of the Law of Ecclesiastical
Polity adlı eserinin yayınlanmasından sonra- gittikçe savunmaya çekildi.
Artık geleneği savunanlardan daha fazla dayanışma içerisinde olan
muhalifler arasında çok sayıda Rönesans ve Aydınlanma düşünürü yer
alıyordu: Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes gibi politika
eleştirmenleri, Bernard Mandeville gibi hicivciler, İtalyan hukukçu
Giovanni Battista ve Fransız ve İskoç aydınlanmasının felsefecileri (Crane
Brinton'a göre daha doğru ifadesiyle sosyologları). Geleneksel sosyal
düşüncenin söz konusu kritiğinin ardındaki entelllektüel ilham
kaynakları da, oldukça farklıydı. Bunlar, Isaac Newton'ın mekanik
felsefesi, René Descartes'ın insan merkezli epistemolojisi, Francis
Bacon'ın empirisizmi (ve teleoloji aleyhtarı yazıları) ve gerek toplumu
gerekse ekonomiyi daha “gerçekçi” yani, daha az dini ya da ahlaki
temeller üzerine inşa etmeyi amaçlayan çeşitli spekülatif düşünce
sistemlerini içeriyordu. Ulus devletin yükselişi ile sosyal ve ekonomik
teori hakkında söz söyleme yetkisini din adamlarından devralan, toplumun
yeni üyesi tüccar ya da burjuva sınıfının doğuşu, aynı derecede
önemliydi.
Tabii Hukuk'a Saldırı
Burjuvazinin sözcülüğünü yapan ve sanayi devriminin zaferini ilan eden
bazı 17. yüzyıl düşünürleri, geleneksel tabii hukuk kavramı aleyhine bir
saldırı başlattılar. Her ikisi de Protestan Kilisesine üye olmayan Hugo
Grotius ve Samuel Pufendorf, tabii hukukun Tanrı'dan bağımsız olarak
varolabileceğini savundular. Thomas Hobbes biraz daha ileri giderek
tabii hukuku “barışı sağlamaya yönelik maddelere” yani, basit ve çıkarcı
bir aygıta indirgedi. Onun ele aldığı “tabiat” ilahi bir düzenin değil,
aksine güvensizliğin psiko-biyolojik doğasının ve geleneksel sadakat ve
bağlılık ilişkilerinin artık bir arada tutmayı başaramadığı bir dünyada
yaşayan “sahipsiz insanlığın” bir yansımasıydı. Hookers'in
gelenekselciliğine sınırsız saygı duyuyor gibi görünen John Locke bile,
tabiat kanunlarının sadece “bir anlama aracı” olduklarını kabul etmek
zorunda kaldı. Çoğunlukla mülkiyet haklarının kutsallaştırılacağını
taahhüt eden bu felsefi çabalar, tabii hukuk kavramını dünyevileştirdi
ve sınırlarını hukuk biliminden ahlak felsefesine kadar genişletti.
Bütün bu gelişmeler sosyal bilimlerin ortaya çıkışına zemin hazırladı.
18. yüzyıl boyunca seküler ya da “aydın” görüşlü yazarlar pek çok sosyal
kötülüğün sorumlusu olarak dini ve batıl inançları gördü.
Anti-klerikalizm (ruhban sınıfı karşıtlığı) neredeyse bütün sosyal
eleştirilerin rutin bir özelliği haline geldi. Dinin Avrupalıların
yaşamındaki kronikleşmiş sorunları hafifletmeyi başaramadığına
inananlar, sosyal düzenin yeni kaynaklarını ortaya çıkarmak için bir
araştırma başlattılar. Sonuçta toplumun önceden belirlenmiş ilahi
takdire ve tabii hukuka göre yapılandırılması gerektiğini savunan
geleneksel görüş, yerini, toplumun insanın kendi “yetenekleri” ya da
“planları” tarafından yapılandırıldığını ya da yapılandırılması
gerektiğini savunan görüşe bıraktı. Böylece modern dünyanın felsefi ve
sosyolojik teorilerinden çoğuna kaynaklık edecek olan seküler, sosyal
hümanizm ortaya çıkmaya başladı. Daha zengin ve daha güvenli bir toplum
yaratmak amacıyla Hobbes, Mandeville, d'Holbach, Halvétius, Spinoza ve
Hume gibi düşünürler önceleri geleneksel sosyal düşünce tarafından
bastırılan ya da kontrol altında tutulan kişisel çıkar ve bencillik gibi
duyguları işlevselleştirmenin ya da maniple etmenin yollarını aradılar.
Bu spekülasyonun en önemli sonuçlarından biri, bugün sosyal sistemler
olarak adlandırılabilecek yapının keşf edilmesiydi. Bu dönemde
düşünürleri büyüleyen şey, -din, ahlak ya da devletin müdahalesi
olmaksızın- düzen ve gelişmeyi “kendiliğinden” meydana getirecek olan
tüzel etkileşim ağlarının kurulabilmesiydi. Sosyal sistemler görüşü
edebi eleştiri ve sosyal yergiye çok şey borçludur. Bu görüş, 18.
yüzyılın başlarında, “kişisel zaafların” doğru bir şekilde işlenmesinden
kaynaklanan “kamusal çıkarlar” üzerine hararetli yorumlarıyla tanınan
Bernard Mandeville tarafından savunuldu. Bu yüzyılın sonlarında Adam
Ferguson geliştirdiği tanımla bu kavramı daha da genişletti. Ona göre
kurumlar, “herhangi bir beşeri planın idarecisi değil, aksine beşeri
faaliyetin sonucudurlar”. Adam Smith bu görüşü kısa süre içerisinde Batı
sosyal düşüncesine egemen olacak terimlerle açıkladı: “Sistemler pek çok
açıdan makinelere benzer”. Zaman ilerledikçe sosyal düşünce tarafından
geliştirilen –mekanik, organik, sibernetik ve nihayet semiotik-
sistemlerden her biri birbiri ardınca sosyolojik din analizlerinde
kullanılabilmiştir.
Daha şüpheci meslektaşlarının aksine Smith, ekonomik ve ahlaki
sistemlerle ilgili görüşlerini (ünlü ve etkili “görünmeyen el” görüşü
gibi) ısrarla tabii hukuk ve ilahi takdire dayandırdı. Locke'un siyaset
felsefesi ile birlikte Smith'in ekonomisi, 20. yüzyıl boyunca Anglo-Sakson
Dünya'da filizlenip gelişecek olan dinsel hoşgörü, siyasi liberalizm ve
kapitalizmin eşsiz sentezine temel oluşturdu. Bu kültürel sentezin
başarısı, muhtemelen, Büyük Britanya ve Kuzey Amerika'da din biliminin
Kıta Avrupa'nın sosyal düşüncesinden daha az anti-klerik ve anti-dini
olmasının nedenini açıklamaktadır.
<
Sosyoloji Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
Din sosyolojisi,
din sosyolojisi nedir,
din sosyolojisi ne demektir,
din
sosyolojisi tanımı nedir,
din sosyolojisi ne anlama gelir,
din
sosyolojisi ne demektir,
din sosyolojisi nedir,
din sosyolojisi
nedir, din sosyolojisi ne demektir,
din sosyolojisi hakkında,
din sosyolojisi hakkında bilgi,
din sosyolojisi nedir |
|