|
Antropoloji Nedir?
Antropoloji (Latince: anthrop- "insan, adam" ve logia "bilim";
anthropologia)
İnsanın ve insanlığın incelenmesini konu alan bilim
dalıdır.
Antropoloji iki anlamda holistik yapıdadır: tüm zamanlarda yaşamış olan veya yaşayan tüm
insanlara ilişkindir ve insanlığın tüm boyutlarını kapsar. Prensipte,
tüm toplulukların tüm kurumlarıyla ilgilenir. Antropoloji özellikle
kültürel görecelilik, bağlamın derinlemesine incelenmesi ve
kültürler-arası karşılaştırmalara verdiği önem ile diğer sosyal
disiplinlerden ayrılır.
Antropoloji metodolojik açıdan çok zengindir ve hem nitel metotları hem
de nicel metotları kullanır. Antropoloji disiplinin tarihinde
etnografiler önemli bir yer tutmuş ve bir anlamda odağı oluşturmuştur.
Bununla birlikte özellikle 20. yüzyılda etnografik çalışmaların ve
etnografik ilgi odaklarının farklı antropoloji alt-dallarında farklı
eğilimler gösterdiği görülebilir. Örneğin tıbbi antropolojide 20.
yüzyılın ortalarında çalışma odaklarında küçük topluluklardan, modern
Batı toplumlarına doğru bir kayış olmuştur.
Antropoloji Tanımlarına Tarihsel Bakış
Eric Wolf antropolojiyi "beşerî (insanî) bilimlerin en bilimseli, ve
bilimlerin en insanîsi" olarak tanımlamıştır. Çağdaş antropologlar bazı
ünlü düşünürleri önderleri olarak ileri sürmüşlerdir ve disiplinin
çeşitli kaynakları ortaya atılmıştır; örneğin Claude Lévi-Strauss
Montaigne ve Rousseau'nun önemli etkenlerden olduğunu iddia etmiştir.
Antropoloji, Avrupalıların sistematik bir şekilde insan davranışını
incelemeye teşebbüs ettikleri Aydınlanma Çağı'nın bir sonucu ve uzantısı
olarak da anlaşılabilir. Hukuk, tarih, filoloji ve sosyoloji gibi
gelenekler bu bilimlerin modern görüşlerini daha yakın bir şekilde
yansıtan hallere doğru evrim geçirirken, antropolojinin de içinde yer
aldığı sosyal bilimlerin gelişimi gerçekleşmiştir. Aynı zamanda,
Aydınlanma'ya karşı romantik bir tepki olarak ortaya çıkan Johann
Gottfried Herder ve daha sonraları Wilhelm Dilthey gibi düşünürlerin
çalışmaları "kültür kavramı"nın temelini oluşturmuştur ki bu kavram
antropoloji disiplininin temelini oluşturur denilebilir.
Kurumsal olarak, antropoloji 17., 18., 19. ve 20. yüzyıldaki Avrupa
kolonizasyonu sırasında doğal tarihin (natural history, zaman zaman doğa
tarihi) gelişmesiyle ortaya çıkmış, gelişmiştir. Bu zamanlardaki genelde
‘ilkel insanların' incelenmesi olarak görülen alanla karakterize olmuş
ilk etnografik çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bu dönemlerde ortaya çıkan
bazı ünlü etnografik çalışmaların kökeni de kolonyal yönetimin isteğine
dayanır; örneğin Edward Evan Evans-Pritchard'ın Azandi halkına dair
çalışması gibi. Geç 18. yüzyılda, Aydınlanma düşüncesi insan
topluluklarını ampirik olarak gözlemlenebilecek belirli prensiplere göre
hareket eden doğal bir fenomen olarak betimlemişti. Bazı açılardan,
Avrupa kolonilerindeki dil, kültür, fizyoloji, teknoloji, gelenek ve
inançların araştırılması ve incelenmesi bu yerlerdeki fauna ve floranın
araştırılması ve incelenmesinden farklı değildi. Bununla birlikte
kültürel uygulama, özellikle son dönemlerde, büyük değişikliğe
uğramıştır ve bugün antropolojinin kolonyal dönemin ve Avrupa'nın bu
dönemdeki düşüncesi ve uygulamalarının bir uzantısı olarak tanımlanması
veya görülmesi doğru değildir.
Antropoloji hızlı bir şekilde doğal tarihten ayrılarak ayrı bir disiplin
olma yolunda gelişti ve 19. yüzyılın sonlarına doğru modern şekline
büyük oranda yaklaştı. 1935'de örneğin, T. K. Penniman disiplinin
tarihini konu alan "A Hundred Years of Anthropology" yani
"Antropolojinin Bir Yüzyılı" isimli eseri kaleme almıştır. Erken dönem
antropolojide, ünilinealizm yani tüm toplulukların, tek bir evrimsel
süreçten en ilkelden en gelişmişe geçtiğini öne süren fikir hakimdi.
Buradan hareketle Avrupaî olmayan topluluklar bu evrimsel süreç
içerisinde ‘yaşayan fosiller' olarak ele görülüyordu ve Avrupa'nın
geçmişini anlamak için incelenebilecekleri fikri yaygındı. Çeşitli
toplulukların göçleri büyük oranda doğru bir şekilde ortaya
çıkarılmıştır; Paul Rivet'in ilk kez Büyük Okyanus'daki Polenezya
göçlerini doğru bir şekilde saptaması gibi. Son olarak ırk kavramı ve
ilgili kavramlar, insan türü içindeki biyolojik çeşitliliğin doğasını
anlamak için, antropometri gibi çeşitli araçlar ve uygulamalar ile
birlikte geliştirilmiştir. Bununla birlikte daha sonra ırk ve ilgili
kavramlar bilimsel ırkçılık olarak anılacak şekilde farklı ve daha
ideolojik bir bazda kullanılmışlardır. Bugün ırk kavramı ve ilgili
çeşitli kavramlar antropoloji içerisinde geçerliliğini yitirmiştirler ve
bilimsel bir kavram olarak kullanılmamaktadırlar; bilimsel kökenlerini
veya uygulamalarını yitirmişlerdir denilebilir. Ayrıca eski literatürde
"ırk" kavramının kullanıldığı çoğu anlam için bugün "etnisite" terimi
tercih edilmektedir.
20. yüzyılda akademik disiplinler üç ana alan içerisinde düzenlenmeye
başlanmıştır. Bilimler veya Türkçede daha sık kullanılan haliyle fen
bilimleri tekrarlanabilir ve karşıtı kanıtlanabilir deneyler sayesinde
doğa kanunlarının elde edilmesini amaçlarken, beşerî bilimler farklı
millî gelenekleri, tarih ve sanat şeklinde incelemeyi amaçlar. Sosyal
bilimler ise sosyal (toplumsal) fenomenlerin tanımlanması ve
incelenmesini saplayacak bilimsel metotların geliştirilmesi ve sosyal
bilgi için evrensel bir temelin oluşturulabilmesi gibi amaçlarla ortaya
çıkmıştır. Bir akademik disiplin olarak antropoloji bu kategorilerden
hiçbirine rahatlıkla konamayacağı gibi, barındırdığı farklı alt-dallar
ve çeşitli inter-disiplinleri bu kategorilerden bazısına diğerlerine
oranla daha yakın olabilirken, bazısı bu kategorilerin hepsini
kapsayabilir.
|