|
Anaksagoras (Anaxagoras)
Kimdir? (M.Ö. 500 - 428)
Yunan doğa filozofu. Klazomenai'de doğan Anaksagoras Atina'da bir okul
açarak Perikles, Euripides, Arkhealos (bazı yazarlara göre Sokrates),
vb. bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Bazı parçaları günümüze kadar kalan
Tabiat Üzerine adlı bir eser yazdı. Platon'un Phaidion'unda Sokrates
onun dersinden söz açar.Ayrıca Anaxagoras bir felsefe kitabı yazmştır
aacak M.S 6. yüzyılda Kilikyalı Simplicius'un çalışmalarının korunması
sayesinde bu kitabın ilk bölümünün fragmanları hayatta kalabilmiştir.
Felsefesi
Anaxagoras, İyonya'dan Atina'ya araştırma biliminin temel esasını ve
felsefesini getirmiştir. Onun gökyüzü izlenimleri ve meteorların düşüşü
ona evrensel düzenin yeni teorilerini biçimlendirme imkanını sunmuştur. Peloponnesos'tan daha geniş ve yanıcı bir metal yığını olarak
adlandırdığı Güneşin, gökkuşağının, meteorların, güneş tutulmalarının
bilimsel açıklamasını yapmaya çalışmıştır.İddia ettiği göksel varlılar
tamamen dünya'dan kopuk taş yığınlarıdır ve hızlıca sürtünerek dünyaya
doğru alev topu halinde düşerler. Anaksagoras, Empedokles gibi,
Parmenides'in Varlık ne varlığa gelir ne de geçip gider, ama değişmezdir
kuramını kabul ediyordu. ‘Helenler varlığa gelişi ve geçip gidişi doğru
olarak anlamıyorlar, çünkü hiç bir şey varlığa gelmez ya da geçip
gitmez, ama olan şeylerin bir karışması ve bir ayrılması vardır.' İki
düşünür de, böylece, özdeğin yokedilemezliği konusunda anlaşmaktadırlar,
ve ikisi de karışmaları nesneleri oluşturan v ayrılmaları nesnelerin
yitişini açıklayan yokedilmez özdeksel parçacıklar konutlayarak bu
kuramı açık değişim olgusu ile uzlaştırmaktadırlar. Ama Anaksagoras en
son birimlerin toprak, hava, ateş ve su olarak dört öğeye karşılık düşen
parçacıklar olduğu konusunda Empedokles ile anlaşmamaktadır. O parçaları
niteliksel olarak bütün ile aynı olan her şeyin en son ve türetilmiş
olduğunu öğretmektedir.
Başlangıçta, her tür parçacık -Anaksagoras'a göre bölünemez hiç bir
parçacık yoktur- biraraya karışmıştı. Tüm şeyler biraradaydılar, hem
sayıda hem de küçüklükte sonsuz olarak; çünkü küçük de sonsuzdu, ve tüm
şeyler biraradayken, hiç biri küçüklükleri nedeniyle ayırdedilemiyordu.
Tüm şeyler bütündedirler. En son parçacıklar ortaya çıkacak olan nesnede
belli bir türdeki parçacıkların baskın olacağı bir yolda biraraya
getirildikleri zaman görgül nesneler doğmaktadır. Böylece kökensel
karışımda altın parçacıkları dağınık olarak ve başka her tür parçacık
türüyle karışık olarak bulunmaktadır; ama altın parçacıkları -başka
parçacıklarla- sonuçtaki görülür nesnenin baskın olarak altın
parçacıklarından oluşacağı bir yolda biraraya getirildikleri zaman,
önümüzde görgül dünyanın altını durmaktadır. Niçin başka parçacıklarla
diyoruz? Çünkü somut görgül nesnelerde, tüm şeylerin parçacıkları
vardır; gene de bunlar öyle bir yolda birleşmişlerdir ki, bir parçacık
türü baskındır ve bütün nesne adını bu olgudan almaktadır.
Anaksagoras herşeyde herşeyin bir oranı vardır öğretisini savunuyordu ve
bunun görünürdeki nedeni değişim olgusunu başka türlü nasıl
açıklayabileceğini anlayamamış olmasıydı. Bu yolda Anaksagoras
Parmenides'in varlık üzerine öğretisini korumaya çabalıyordu, ve aynı
zamanda değişime karşı realist bir tutumu da benimseyerek onu duyguların
bir yanılsaması olarak dışlamıyor ama bir olgu olarak kabul ederek
Eleatik varlık kuramı ile uzlaştırmaya çalışıyordu. Bu noktaya dek
Anaksagoras'ın felsefesi Empedokles'in Parmenides'i yorumlayış ve
uyarlayışının bir türüdür, ve özel olarak dikkate değer hiç bir özgünlük
göstermemektedir. Ama şeylerin ilk kütleden oluşmasından sorumlu olan
güç yada kuvvet sorusuna geldiğiniz zaman, Anaksagoras'ın felsefeye
özgün katkısına da gelmiş oluyoruz. Empedokles evrendeki devimi Sevgi ve
Çekişme olarak iki fiziksel kuvvete yüklemişti; ama Anaksagoras bunun
yerine Nous yada An ilkesini getirmektedir. ‘ Anaksagonas ile bir ışık,
henüz zayıf da olsa, dogmaya başlamaktadır, çünkü ‘'anlak'' şimdi ilke
olarak kabul edilmektedir.' ‘ Nousun,' demektedir Anaksagoras, ‘ hem
büyük hem de küçük dirimli tüm şeyler üzerine gücü vardır. Ve Nousun
bütün döngü üzerinde gücü olduğu içindir ki o başlangıçta dönmeye
başlamıştı.... Ve Neus olacak olmuş, olmuş olan, şimdi olan ve olacak
olan tüm işleri, ve ayrılmış yıldızların ve güneşin ve ayın ve havanın
ve eterin şimdi içinde dönmekte oldukları bu döngüyü düzene koydu. Ve
döngünün kendisi ayrılmayı yarattı, ve yoğun seyrekten, sıcak soğuktan ,
parlak karanlıktan, ve kuru ıslaktan ayrıldı. Bir çok şeyin bir çok
oranı vardır. Ama Nous dışında hiç bir şey başka herhangi bir şeyden
bütünüyle ayrılmış değildir. Ve hem büyük hem de küçük, tüm Nous
benzeridir; oysa başka hiç bir şey başka herhangi bir şey benzemez, ama
her bir tekil şey en açık olarak kendi içinde en çoğunu kapsadığı
şeylerdir ve şeylerdir Nous sonsuzdur ve kendi yönetmektedir, ve hiç bir
şeyle karışmış değil ama yalnız başınadır,kendi kendisindedir.' Öyleyse Anaksogoras Nousu nasıl düşünüyordu? Onun için Nous ‘tüm şeylerin en
güzeli ve en arısıdır,ve her şeye ilişkin tüm bilgiyi ve en büyük gücü
taşımaktadır ..; Ayrıca Nousun ‘orada başka her şeyin kuşatıcı kütle
içinde olduğu yer' olmasından da söz etmektedir. Filozof böylece Noustan
yada Andan özdeksel terimlerde ‘tüm şeylerin en incesi' olarak, ve
uzayda yer kaplıyor olarak söz etmektedir. Buna dayanarak Burner
bildirmektedir ki, Anaksagoras hiç bir zaman cisimsel bir ilke
düşüncesinin üzerine yüklemiş değildi. Nousu öteki özdeksel şeylerden
daha arı kılmıştır,ama hiç bir zaman özdeksel yada cisimsel olmayan bir
şey düşüncesine erişmemiştir. Zeller bunu kabul etmemektedir, ve Stace
nasıl ‘tüm felsefenin duygusal - olmayan düşünceyi duygusal düşünceleri
bildirme amacıyla evrimlenmiş dilde anlatmak zorunda olmanın güçlüğü
altında çabalıyor' olduğu olgusunu belirtmektedir. Böylece Metafizik'te Anaksagoras'ın ‘rasgele konuşan öncülleri arasında ayık bir insan gibi'
durduğunu söyleyen Aristoteles yine demektedir ki ‘Anaksagoras Anı
evrenin biçimlenişini açıklamak için bir deus ex machina olarak
kullanmaktadır; ve ne zaman bir şeyin zorunlu olduğunu açıklamakta
güçlükle karşılaşsa, onu ortaya sürmektedir. Ama başka durumlarda Andan
başka herhangi bir şey'i neden yapmaktadır. Böylece Anaksagoras'ı
bulduğu zaman bütünüyle yeni bir yaklaşımla karşı karşıya kaldığını
düşünerek, ‘ilerleyip de Onun Andan hiç bir biçimde yararlanmadığını
bulduğum zaman tüm ölçüsüz beklentilerim tuzla buz oldu' diyen
Sokrates'in düş kırıklığını kolayca anlayabiliriz. Anaksagoras,
astronomiyle de ilgileniyordu. Gökyüzündeki tüm cisimlerin Yer ile aynı
maddeden meydana gelmiş olduğunu öne sürüyordu. Bu fikre bir meteoru
inceledikten sonra varmışdı. Bu nedenle başka gezegenlerde de hayat
olduğu düşünülebilir, diyordu. Öne sürdüğü fikirlerden bir diğeri de
Güneş'in bir tanrı olmayıp Peloponnesos Yarımadası'ndan irice, kor
halinde bir kütle olduğuydu. Ayrıca Anaksagoras, Ay'ın ışığını güneşten
aldığını varsayıp Ay ve Güneş tutulmalarını bununla açıklamıştır.
Ayrıca, hayvanların anatomilerini incelemiş ve balıkların
solungaçlarıyla nefes aldığını keşfetmişti.
Ek Bilgiler
Anaksagoras, Empedokles gibi, Parmenides'in Varlık ne varlığa gelir ne
de geçip gider, ama değişmezdir kuramını kabul ediyordu. ‘Helenler
varlığa gelişi ve geçip gidişi doğru olarak anlamıyorlar, çünkü hiç bir
şey varlığa gelmez ya da geçip gitmez, ama olan şeylerin bir karışması
ve bir ayrılması vardır.' İki düşünür de, böylece, özdeğin yok
edilemezliği konusunda anlaşmaktadırlar, ve ikisi de karışmaları
nesneleri oluşturan ve ayrılmaları nesnelerin yitişini açıklayan yok
edilmez özdeksel parçacıklar konutlayarak bu kuramı açık değişim olgusu
ile uzlaştırmaktadırlar.
Ama Anaksagoras en son birimlerin toprak, hava, ateş ve su olarak dört
öğeye karşılık düşen parçacıklar olduğu konusunda Empedokles ile
anlaşmamaktadır. O parçaları niteliksel olarak bütün ile aynı olan her
şeyin en son ve türetilmiş olduğunu öğretmektedir.
Başlangıçta, her tür parçacık -Anaksagoras'a göre bölünemez hiç bir
parçacık yoktur- biraraya karışmıştı. Tüm şeyler biraradaydılar, hem
sayıda hem de küçüklükte sonsuz olarak; çünkü küçük de sonsuzdu, ve tüm
şeyler bir aradayken, hiç biri küçüklükleri nedeniyle ayırt
edilemiyordu. Tüm şeyler bütündedirler. En son parçacıklar ortaya
çıkacak olan nesnede belli bir türdeki parçacıkların baskın olacağı bir
yolda bir araya getirildikleri zaman görgül nesneler doğmaktadır.
Böylece kökensel karışımda altın parçacıkları dağınık olarak ve başka
her tür parçacık türüyle karışık olarak bulunmaktadır; ama altın
parçacıkları -başka parçacıklarla- sonuçtaki görülür nesnenin baskın
olarak altın parçacıklarından oluşacağı bir yolda bir araya
getirildikleri zaman, önümüzde görgül dünyanın altını durmaktadır.
Niçin başka parçacıklarla diyoruz? Çünkü somut görgül nesnelerde, tüm
şeylerin parçacıkları vardır; gene de bunlar öyle bir yolda
birleşmişlerdir ki, bir parçacık türü baskındır ve bütün nesne adını bu
olgudan almaktadır.
Anaksagoras herşeyde herşeyin bir oranı vardır öğretisini savunuyordu ve
bunun görünürdeki nedeni değişim olgusunu başka türlü nasıl
açıklayabileceğini anlayamamış olmasıydı. Bu yolda Anaksagoras
Parmenides'in varlık üzerine öğretisini korumaya çabalıyordu, ve aynı
zamanda değişime karşı realist bir tutumu da benimseyerek onu duyguların
bir yanılsaması olarak dışlamıyor ama bir olgu olarak kabul ederek
Eleatik varlık kuramı ile uzlaştırmaya çalışıyordu.
Bu noktaya dek Anaksagoras'ın felsefesi Empedokles'in Parmenides'i
yorumlayış ve uyarlayışının bir türüdür, ve özel olarak dikkate değer
hiç bir özgünlük göstermemektedir. Ama şeylerin ilk kütleden
oluşmasından sorumlu olan güç yada kuvvet sorusuna geldiğiniz zaman,
Anaksagoras'ın felsefeye özgün katkısına da gelmiş oluyoruz.
Empedokles evrendeki devimi Sevgi ve Çekişme olarak iki fiziksel kuvvete
yüklemişti; ama Anaksagoras bunun yerine Nous ya da An ilkesini
getirmektedir. Anaksagonas ile bir ışık, henüz zayıf da olsa, dogmaya
başlamaktadır, çünkü anlak şimdi ilke olarak kabul edilmektedir. Nousun,
demektedir Anaksagoras, hem büyük hem de küçük dirimli tüm şeyler
üzerine gücü vardır. Ve Nousun bütün döngü üzerinde gücü olduğu içindir
ki o başlangıçta dönmeye başlamıştı....
Ve Neus olacak olmuş, olmuş olan, şimdi olan ve olacak olan tüm işleri,
ve ayrılmış yıldızların ve güneşin ve ayın ve havanın ve eterin şimdi
içinde dönmekte oldukları bu döngüyü düzene koydu. Ve döngünün kendisi
ayrılmayı yarattı, ve yoğun seyrekten, sıcak soğuktan , parlak
karanlıktan, ve kuru ıslaktan ayrıldı. Bir çok şeyin bir çok oranı
vardır. Ama Nous dışında hiç bir şey başka herhangi bir şeyden bütünüyle
ayrılmış değildir. Ve hem büyük hem de küçük, tüm Nous benzeridir; oysa
başka hiç bir şey başka herhangi bir şey benzemez, ama her bir tekil şey
en açık olarak kendi içinde en çoğunu kapsadığı şeylerdir ve şeylerdir.
Nous sonsuzdur ve kendi yönetmektedir, ve hiç bir şeyle karışmış değil
ama yalnız başınadır,kendi kendisindedir.' Öyleyse Anaksogoras Nousu
nasıl düşünüyordu? Onun için Nous ‘tüm şeylerin en güzeli ve en
arısıdır,ve her şeye ilişkin tüm bilgiyi ve en büyük gücü taşımaktadır
..; Ayrıca Nousun ‘orada başka her şeyin kuşatıcı kütle içinde olduğu
yer' olmasından da söz etmektedir.
Filozof böylece Noustan yada Andan özdeksel terimlerde ‘tüm şeylerin en
incesi' olarak, ve uzayda yer kaplıyor olarak söz etmektedir. Buna
dayanarak Burner bildirmektedir ki, Anaksagoras hiç bir zaman cisimsel
bir ilke düşüncesinin üzerine yüklemiş değildi. Nousu öteki özdeksel
şeylerden daha arı kılmıştır,ama hiç bir zaman özdeksel yada cisimsel
olmayan bir şey düşüncesine erişmemiştir. Zeller bunu kabul
etmemektedir, ve Stace nasıl ‘tüm felsefenin duygusal - olmayan
düşünceyi duygusal düşünceleri bildirme amacıyla evrimlenmiş dilde
anlatmak zorunda olmanın güçlüğü altında çabalıyor' olduğu olgusunu
belirtmektedir.
Böylece Metafizik'te Anaksagoras'ın ‘rasgele konuşan öncülleri arasında
ayık bir insan gibi' durduğunu söyleyen Aristoteles yine demektedir ki
‘Anaksagoras Anı evrenin biçimlenişini açıklamak için bir deus ex
machina olarak kullanmaktadır; ve ne zaman bir şeyin zorunlu olduğunu
açıklamakta güçlükle karşılaşsa, onu ortaya sürmektedir. Ama başka
durumlarda Andan başka herhangi bir şey'i neden yapmaktadır. Böylece
Anaksagoras'ı bulduğu zaman bütünüyle yeni bir yaklaşımla karşı karşıya
kaldığını düşünerek, ‘ilerleyip de Onun Andan hiç bir biçimde
yararlanmadığını bulduğum zaman tüm ölçüsüz beklentilerim tuzla buz
oldu' diyen Sokrates'in düş kırıklığını kolayca anlayabiliriz.
Gene de, ilkeden tam anlamıyla yararlanmayı başaramamış olmasına karşın,
Anaksagoras Yunan felsefesine görkemli meyvesini gelecekte verecek olan
eşsiz önemdeki bir ilkenin getirilmesiyle onurlandırılmalıdır.
|