|
AİLE KURUMUNDA
EĞİTİMİN ÖNEMİ
AİLEDE EĞİTİM
1. Anne ve Babanın Davranışları:
İnsan ilişkileri içinde en uzun ömürlü ve önemli etkileri olanı, hiç
kuşkusuz anne-baba ile çocukları arasında olan ilişkilerdir. Bir de
çocuğun yetişmesinden başarı ya da başarısızlıklarından yalnızca veya
yüzde yüz anne-babayı sorumlu tutmak doğru değildir. Çünkü çocuk
yalnızca anne ve babasının aile eğitiminin etkisi altında kalmış
olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların birçok özellikleri yönünden
birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin parçasıdır.
Fakat çocuğun yetişmesi ve gelişmesinde okulun ve en geniş anlamda
toplumunda sorumlulukları da katkılardan biridir. Bence, anne-babaları
tarafından gerçekten sevilip sayıldıklarına inana çocuklar
davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar
durumuna gelmektedirler. Çocuğun kişiliği önce ve esaslı olarak
anne-babası arasında biçimlenmeye ve renk almaya başlar. Ancak bir
çocuğun aile çevresinde kazandığı kötü alışkanlıkları değiştirmek, kolay
bir iş değildir. Atalarımız, öncelikle ilk yıllardaki etkilerin önemini
belirtmek için "Ağaç yaşken eğilir" demişlerdir. Yapılan incelemelerde
gösterdiği gibi hayatında anne-babasının her yaşta kişiliği üzerinde
etkisi olmaktadır. Eğer bu etkiyi derecelendirmek, ağırlık ve önem
bakımından bazı dönemlere ayırmak gerekirse özellikle doğumdan 5 yada 6.
Yaşın sonuna kadar insan hayatındaki önemi çok büyüktür.
Bunun nedenleri;
a. Bir çocuğun anne-babası ile bir arada olma süresi ve bu
dönemde, hayatının diğer dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar uzundur.
b. Kimi anne-babalar, özellikle bu yaşlardaki çocuklar için "daha
yaşı küçüktür, nasılsa bir şeyler anlamaz" diye düşünebilirler.
Bu türlü fikirler anne-babaların çocuklarına karşı davranışlarında,
birbirlerine olan ilişkilerinde daha az hassas, daha az dikkatli
olmalarına neden olmakta ve ruh sağlığının bozulmuş, uyumsuz bir duruma
gelmiş insanların çoğunun hayat hikayelerinin dinlenince bu gibilerinin
ruh sağlıklarının bozulmasını sağlayan nedenlerin köklerinin bu yaşlara
kadar gelip dayandığı görülmektedir. Bu genel niteliklerden bahsettikten
sonra hangi davranışların çocukların üzerinde etkili olduğundan
bahsedebiliriz:
I. Anne-Babaların Sorumlulukları: Her anne-babayı bekleyen
sorumluluklar vardır. Çocuğun yaşı ilerledikçe anne-babasının taşıyacağı
sorumluluklar azalır. Bir kısmı uzar. Kimilerine göre anne-babaların en
önemli sorumlulukları: çocuğun yemek, içmek, giyim, kuşam vb. gibi temel
ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa anne-babaların sorumlulukları bunları
aşan çok daha geniş, daha başka konuları kapsamaktadır. Çocukların bazı
temel ihtiyaçları vardır ki, bunların sağlıklı ve dengeli olarak
giderilmesindeki sorumlulukların önemli bir kısmı anne-babaları
ilgilendirir. Özellikle büyüme ve gelişmenin çok hızlı olduğu okul
öncesi çağında ve daha sonraları çocuğun yemesiyle, giyimi, kuşamıyla,
uykusu, dinlenmesi ve oyunuyla ilgilenmesi gereken anne-baba, çok küçük
yaşlardan başlayarak örneğin cinsel eğitimiyle de ilgilenmek zorundadır.
Öte yandan çocukların ruhsal ve toplumsal nitelikleri temel
ihtiyaçlarının (güven, başarı elde etme, sevgi, beğenilme, birlikte
yaşama) giderilmesinde de anne-babalara düşen önemli görevler vardır.
Suçluların, alkoliklerin, hayatına son verenlerin, ruh hastalarının,
kötü yola sapmış kişilerin hayat öykülerini gözden geçirdiğimizde, bu
insanların bu duruma gelmelerinde anne-babalarının payının büyük olduğu
görülmektedir.
Çocuk yetiştirmede anneye ve babaya düşen görev ve sorumluluklar
ayrıdır. Günün yorucu iş hayatından eve yorgun argın dönen ve bu yüzden
de kendini haklı bulan babaların yaşayışları hemen hemen aynıdır.
Yemekten sonra günlük gazete ve dergileri gözden geçirmek sonra da yatıp
uyumak anneler ve çocuklar tarafından babalarının kendileriyle yeteri
kadar ilgilendirmedikleri düşüncesine kapılmasına sebep olur.
Babalarından bazı davranışlar beklerler. Örneğin; ev işlerinde
hanımlarına yardım etmeleri, çocuklara bakmaları gibi. Bir erkeğin baba
olarak aile bireylerine karşı yerine getirmekle zorunlu olduğu bazı
davranışlar vardır ki, durum ne olursa olsun ne kadar yorgun ve meşgul
olursa olsun unutulmaması gereken davranışlardır bunlar. Bu davranışlar
nelerdir?
a. Aile bireylerinin ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiyi vermede, bir
baba olarak bazı görev ve sorumlulukları olduğunu unutmak.
b. Çocukların babaları tarafından okşanmak, sevilmek
istediklerini unutmamak.
c. Çocuklar okulda yada sokakta yaptıklarını, başarılarını
babalarına anlatmak isterler; onları anlayışla karşılamak.
Bunları gerçekleştiren babalar hem kendileri dinlenmiş olurlar, hem de
bu davranışlarıyla çocuklarının gözünde büyür aranan bir baba durumuna
gelirler. Tabi bu arada annelerin de bu konuda üzerlerine düşen bir
görevi vardır. Para kazanmak, ailesini geçindirmek nedeniyle geç saate
kadar çalışıp eve yorgun argın gelen babaların içinde bulunduğu durumu
çocuklarına anlatmak, böylece çocuklarının babalarına karşı daha
anlayışlı davranmalarına yardımcı olmak. Babalarının durumunu yakından
bilen çocuklarda babasıyla olan ilişkilerinde isteklerinde ölçülü
olurlar. Böylece çocuklarda babalarına karşı yanlış birtakım duygu ve
düşüncelerin yerleşmesi de önlenmiş olur. Çocuk bakımı ve eğitimi
görevini, sorumluluğunu bir yüke benzetirsek bu yük karı-koca tarafından
birlikte taşındığı zaman ağırlığı pek hissedilmez. Eğer yükün taşınması
yalnız bir kişinin omuzlarına bırakılırsa, ağırlığı işte o zaman o
kişiyi ezer, yorar, bunaltır. Annenin ailedeki yerine, görev ve
sorumluluklarına gelince; "Yuvayı yapan dişi kuştur" Sözünden
anlaşıldığı üzere anneyi bir evin direği, koordinatörü ve rehberi olarak
görürüz. Aile içinde herkesin hakkını gözetmede, herkesin yeri ve
değerini saptamada denge sağlamaya çalışan bir kişi. Para kazanma
konusunda ise çocuklar genelde babalarının çalışmalarını normal
karşılarlar ama annelerinin zorunlulukla da olsa çalışmalarını
istemezler. Bu yüzdendir ki bir anne çalışamaya karar vermeden önce
çocuklarının yaşları, ruhsal durumlarını dikkate almalı ve neden
çalışması gerektiğini anlayacakları dilde onlara anlatmalıdır.
II. Sevgi, saygı ve sevecenlik: İnsan hayatında çok yüce ve çok
anlamlı bir yeri ve değeri olan bu duygular insanda doğuştan mevcut
değildir. İnsanoğlu bu duyguları doğduktan sonra yaşayarak, görerek
öğrenir ve o da bu duyguları başkasına göstermeye, uygulamaya başlar.
Herhangi bir ihtiyacını karşılamak amacıyla yavrusunu kucağına alan,
bağrına basan bir anne, bu davranışlarıyla sevilmenin, sevmenin ilk
derslerini vermektedir. Sevilmeyi böylece öğrenmeye ve yavaş yavaş
alışmaya başlayan çocuk kısa bir süre sonra da bir besin maddesi gibi
sevmeyi sevilmeyi bekler. Diğer bir deyişle sevgi böylece temel bir
ihtiyaç durumuna gelir çocuk için. İşte bu noktadan sonra özellikle
annelerin, artık çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bir annenin
çocuğuna gösterdiği sevginin ölçüsünde yanlış bir istikamete yönelmesi
hem ileride çocuğuyla olan ilişkilerinde içinden çıkılmaz bir duruma
sokabilir, Hem de az sonra belirteceğim nedenler yüzünden çocuğun
kişiliğinin etkilenmesine yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında çocuk,
annesinin sürekli bakımına muhtaçtır bu yüzden annesi ile çocuk arasında
çok yakın bir bağlılık başlar. İşte tam bu sırada annenin çocuğuna
göstereceği ilgi, sevgi ve koruma gibi davranışların ölçüsünde bir
anormallik, bir dengesizlik gelişebilir. Örneğin bir bitkinin gelişip
büyümesinde suya, havaya, güneşe ve gübreye ihtiyaç vardır. Bu
ihtiyaçları ancak belli ölçüler içinde alabilen bitkiler sağlıklı olarak
büyüyebilirler. Gelişimi sırasında ihtiyaçtan fazla verilen su, bir
fidanın çürümesine neden olabilir, susuzluk ise kurutabilir fidanı.
Sevgi ve sevecenliğinde insan hayatında buna benzer etkisi vardır.
Dengesi yada ölçüsü bozuk bir sevgi ve sevecenlik duygusu, hangi yönde
gelişirse gelişsin çocuğun eğitimi üzerinde daima kötü ve olumsuz
etkiler yapar. Bu duyguların sunuluşunda, doyuruluşunda azlık yada
çokluk bakınız çocuğun kişiliği üzerinde nasıl etkilerde bulunur.
a. Aşırı Sevgi: Örneğin önce, aşırı derecede sevilerek
yetiştirilmekte olan bir çocuğu ele alalım. Anne-babası tarafından her
zaman okşanmaya el üstünde tutulmaya her isteği yerine getirilmeye
övülmeye alıştırılmış olan çocukla, anne-babası arasında son derece
yakın bir bağlılık meydana gelir. Bu bağlılık önce çocuğun gelişmesini
ve olgunlaşmasını önler ve geciktirir. Yaşının ilerlemesine karşın,
çocuğun çocuk kalmasına neden olur. Bunun yanı sıra, çocuk aynı sevgiyi
diğer insanlardan bekler. Bunu bulamayınca da büyük düş kırıklığına
uğrar. İnsanların onu sevmediği, ona değer vermediği gibi yanlış
düşüncelere kapılabilir. Bunun sonucu olarak çevresindeki insanlara
düşman kesilir yada insanlara karşı düşmanca duygular besler. Annesi
babası tarafından aşırı derecede sevilen çocukların gereksiz yere sık
sık öpüldüğü, okşandığı, zaman zaman da anne-babasının yatağına
yatırıldığı görülmektedir. Bu türlü davranışlar çocuğun cinsel hayatı
üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunur. Böyle yetiştirilen çocuklar
yetişkinlik yıllarında bile bu bağlılığın etkisinden kendilerini kolay
kolay kurtaramazlar. Cinsel hayatlarında bu yüzden oluşan bazı durumlar,
sapıklık ya da anormallikler ömürleri boyunca bu gibileri huzursuz ve
uyumsuz yapar. Acaba hangi çocukların aşırı derecede sevilmesi ya da
korunması ihtimali vardır. Yapılan incelemelere göre anne-babaları
tarafından aşırı derecede sevilmeleri yada korunmaları ihtimali bulunana
çocuklar şunlardır: Tek çocuklar, ailenin en küçük çocukları,
anne-babanın yaşlılık çağlarında dünyaya getirdikleri çocuklar, çok
güzel çocuklar, uzun yıllar bekleyişlerden sonra dünyaya gelen çocuklar.
Bir evin bir kız yada bir oğlu olan çocuklar, nineler ve dedeler
tarafından özel bir sevgiyle sevilen çocuklar...vb. Freud'a göre;
çocukları aşırı derecede sevmek, korumak gibi davranışlar, nevrotik
ana-babalarda (yani kaygılı, kuruntulu, kuşkulu) daha çok görülmektedir.
Bir kısmını sıraladığımız bu ve benzeri nedenleri bilen ana-babalar
böyle durumlarda biraz uyanık ve tedbirli olurlarsa çocuklarını
gelecekte beklediğini söylediğimiz düş kırıklıklarından ve tehlikelerden
korumuş olurlar.
b. Sevgi Azlığı: Şimdi birazda konunun öbür yüzüne bakalım:Yani
sevgi yokluğu sevgi azlığı konusu. Hiçbir anne-baba kendisine katı
yürekli denmesini istemez. Ne var ki, zaman zaman elde olmayan nedenler
yüzünden de çocuklarımıza böyle davrandığımız, çok katı, çok sert
çıkışlar yaptığımızda bir gerçektir. Çocuklarımızın beğenmediğimiz
davranışları karşısında, sert çıkışlar yaparız bağırıp çağırırız. "Artık
sen bizim çocuğumuz değilsin, sevmiyoruz seni..." gibi bir bakıma doğru
olmayan çıkışlardır bunlar. Oysa bir çocuk için cezaların en büyüğü onun
gözünde çok büyük anlam ve değer taşıyan annesinin ya da babasının
sevgisini yitirmektir. Bu gibi davranışlara sık sık başvuran
anne-babaların çocuklarında büyük bir güvensizlik duygusu, çekingenlik
ve korku durumu görülür. Yalnız kendine değil, anne-babasına karşı olan
güveni de azalır çocuğun. Kötü, beğenilmeyen davranışlar karşısında
çocuğa gelişi güzel söylenmiş olan, "Artık seni sevmiyorum" gibi sözleri
çocuk ciddiye alır. Çocuk çok yıkıcı ve derin izler bırakan etkileri
olur bu gibi sözlerin. Oysa herkes bilir ki; sevilmeyen, beğenilmeyen
çocuğun kendisi değil davranışlarıdır. Ne var ki, çocuk aradaki farkı
anlayamaz, kavrayamaz. Gelişi güzel söylenmiş sözler ya da bu konudaki
kusurlu davranışlar çocukta; "Artık annem babam beni sevmiyorlar" gibi
yersiz bir takım duygu ve düşüncelerin gelişmesine yol açabilir.
Yalnızca kötü davranışları üzerinde durulduğunu, azarlandığını,
sevilmediğini; iyi davranışlarına ise hiç ilgi gösterilmediğini gören
çocuklarda yanlış birtakım kanılar da doğabilir. Bu gibi çocuklar
büyüklerine karşı küskünlük duyarlar, içlerine dönerler, kendilerine
karşı güvenleri azalır. Suç işleyenlerin, ruh sağlığı ciddi olarak
bozulmuş kimselerin, uyumsuz davranışlar gösteren kimselerin çoğunluğunu
özellikle anne-baba sevgisinden yoksun olarak yetişmiş insanlar
oluşturmaktadır. Anne-babanın dışarıda çalışması sonucunda ilgisiz ve
sahipsiz kalan çocukların akrabandan sevilmeyen birine benzeyen
çocukların bazen sakat, özürlü, sakat, zekaca geri, çirkin yada
istenmeden dünyaya gelen çocukların sevilmemeleri ihtimali çok
kuvvetlidir. Bu arada, zekaca düşük düzeyde olan kimi ailelerin zekaca
üstün durumda olan çocukları sevmedikleri de görülebilir. Annenin
özellikle çok küçük yaşlarda çocuğuna göstereceği yakınlık ve sevginin
derecesi çok önemlidir. Eğer bu sevgi ve ilgi duygusal yönden doyurucu
nitelikteyse çocuğunda diğer insanlara karşı aşağı yukarı aynı tepkide
bulunması ihtimali çoktur. Eğer çocuk ailesinden bu duyguları yeterince
almamışsa, bir insan için çok önemli olan bu temel ihtiyaçları kadar
giderilmemişse, çocuğun ileride insanları sevmeyen onlardan uzak duran
soğuk bir duruma gelmesi beklenebilir. Sevginin kişi hayatındaki yerini
ve önemini açıklarken saygı kavramının da bu duygunun içinde bulunduğunu
kabul etmek gerekmektedir. Öteden beri süregelen yanlış anlayışa göre
saygı yalnızca yaş ve makam yönünde bizden daha üst durumda olanlara
gösterilmesi gereken bir duygu bir davranış biçimidir. Oysa saygı:
küçük, büyük farkı gözetmeksizin; karşımızdaki ne ve kim olursa olsun,
onun her şeyden önce en az bizim gibi ve bizim kadar bir insan olduğunu
kabul ederek herkese vermemiz gereken bir değerin belirtisidir.
Çocuklarımızı adam yerine koymak onlara gerçekten insan gibi davranmak,
onların görüş ve düşüncelerine önem vermek, değer vermek… İşte tüm bu
davranışların toplamı, çocuklarımıza duyduğumuz saygının ölçüsünü ortaya
koyar. Bu anlayışa göre, bu hava içinde yetişen çocuklarda aynı
davranışları başkalarına gösteren kimseler durumuna gelir.
III. Anne ve babaların Disiplin Anlayışı:
Disiplin: Bir çocuğun kendi istek ve ihtiyaçlarıyla, çevresinden
gelen istekleri bağdaştırmasına yardım etmek için planlanmış bir etki
biçimidir. Fakat bu konu kimine göre "çocuğa nasıl davranması
gerektiğini öğretmek." Kimine göre "çocuğu cezalandırmak" kimine göreyse
"çocuğa itaat etmesini öğretmektir." Demektir. Disiplin konusunda
başlıca üç görüş vardır. Bunlardan birincisi, çocuğun hemen hemen her
davranışını yasaklayan, engelleyen, katı, sert ve özgürlük tanımayan
otoriter disiplin anlayışı, ikincisi ise bu anlayışa tamamen aksi ve
çocuğun hemen hemen her davranışına göz yuman aşırı özgürlük tanıyan
hoşgörülü disiplin yolu. Üçüncüsü ise bu iki görüşün karışımı olan
çocuğun gelişim ve büyüme dönemlerinin özelliklerini göz önünde
bulundururlar zaman zaman davranışların hoşgörüyle karşılanması
gerektiğin kabul eden demokratik disiplin yoludur. Eğitimciler bu
disiplin anlayışı için (en güzel fakat uygulanması da o derece güç bir
yol) demektedirler. Hemen söylemeliyim ki aşırı baskı yasaklamalar ve
engellemelere dayanan disiplin anlayışı, bunun tamamen tersi aşırı
özgülüğe sınırsız özgürlük ve hoşgörüye dayanan disiplin anlayışı,
çocuğun eğitimi ve kişiliği ve eğitimi üzerendi aynı olumsuz etkilerde
bulunmaktadır. Bu tip disiplin anlayışlarına göre yetiştirilen çocuklar
şaşkın ürkek, çekingen, ne yapacağını bilemeyen güçsüz kişilikli
kimseler durumuna gelmektedir. Çocuğun bir şey yapması, yada yapmaması
istenirken ona daima nedeni anlatılmalı, açıklanmalıdır. Çocuğun
eğitiminden sorumlu kimseler arasında disiplin anlayışı yönünden
birbirinden farklı görüşlerin bulunması da çocuğu şaşırtır. Öyle
davranışlar vardır ki bunlar, bu davranışları değerlendirenin görüşüne
göre değişir. Birine göre normal ve doğru sayılan bir davranışın öbürüne
göre anormal sayılması birinin hoşgördüğü bir davranışı öbürünün
yasaklaması beğenmemesi gibi durumlar çocuğu şaşkına çevirir. Anne
babanın dengesiz davranışlarının da disiplin üzerinde çok derin olumsuz
etkileri vardır. Çocuğu bir dakika önce öper, sever yada başının üstüne
çıkarırken, bir dakika sonra yaptığı bir kusurlu davranış yüzünden
azarlamak, cezalandırmak… Kızılması gereken bir davranış karşısında
köpürmek, bağırmak çağırmak, kızılacak bir davranışı ise hoş görmek
bağışlamak… Bu gibi dengesiz davranışlar da çocuğu şaşırtır. Anne
babasına karşı olan saygının azalmasına, güvenin yok olmasına neden
olabilir. Disiplin konusunda son olarak diyebiliriz ki çocuğa her zaman
her yerde, kendi kendini denetim altına alabilme gücünü ve alışkanlığını
vermeye, kazandırmaya çalışmalıyız. Davranışlarını bir başkasını
sevindirmek bir başkasının gözüne girmek yada birinden korktuğu,
çekindiği için değil, doğruluğuna, öyle yapılması gerektiğine inandığı
için ayarlamak. Bu alışkanlığı kazanmış bir kişi her zaman ve her yerde
aynı biçimde davranır. Böyle bir insan, davranışlarını ayarlarken daima
önce kendisini düşünür. Kendi kendine hesap vererek davranışlarını buna
göre bir yön ve biçim vermeye çalışır.
a. Aşırı baskı ve disiplin anlayışı: Aşırı baskı ve sıkı
disiplinin çocuğun kişiliğini hiçe sayan bir davranış biçimidir. Böyle
yetişen çocuklarda genel olarak iki tepki görülür. Bunlardan biri:
çocuğun sinmesi içine kapanması, uysal ve söz dinler görünmesi ötekisi
ise açıkça karşı koymak her türlü otoriteye baş kaldırmak kimi
çocuklarda da her iki davranışa da rastlayabiliriz. Yapılan incelemeler
göre aşırı baskı ve sert disiplin altında yetiştirilen çocuklarda şu
davranışlar görülmektedir: 1. Anne babalarından nefret etmek.
2. İnsanlarla iyi geçinememek, kavgacı ve geçimsiz kimseler durumuna
gelmek. 3. Sinirlerine hakim olmakta güçlük çekmek, alıngan ve
çabuk parlayabilen bir kişiliğe sahip olmak. 4. Ne kendilerine ne
başkalarına güvenememek. 5. Her türlü otoriteden nefret etmek.
6. Bir takım yersiz korku ve kaygıları olmak. 7. Arkadaşları
edinmekte güçlük çekmek.
b. Aşırı serbestlik ve gevşeklik: Çocukların çok sıkı bir
disiplin altında geçmiş kimi anne ve babalar (biz çektik, çocuklarımız
çekmesin) diyerek, çocuklarının davranışlarında tamamen özgür
bırakırlar. Öte yandan kimi anne-babalarda çok meşgul oldukları,
çocuklarına ayıracakları zaman bulamadıkları için çocuk kendiliğinde
denetimsiz ve özgür kalır. Sınırsız bir özgürlük içinde yetişen bu
çocuklara neyin iyi, neyin kötü, neyi yapabilecekleri, neyi yapmanın
kendilerini güç duruma sokabileceği gibi hususlar öğretilmediği için
onlar da her akıllarına geleni yapmakta hiç bir sakınca görmezler. Tabi
bu yüzden de zaman zaman güç ve tehlikeli durumlara düşebilirler. En
basit anlamda bir baskıya da müdahale böyle yetişen çocukları çok
rahatsız eder. Hemen tepkide bulunmalarına neden olur. Başkalarının
hakkına saygı ve iş birliği gibi davranışları öğrenmedikleri için yalnız
kendilerini düşünen, bencil davranışları yüzünden sevilmeyen, istenmeyen
insanlar durumuna gelirler.
c. Ceza ve ödülün etkileri: Çocuklara; kötü ve beğenilmeyen
davranışları bir daha tekrar etmemeleri için ceza, iyi ve beğenilen
davranışları teşvik etmek, gayrete getirmek için de ödül verilir. Ceza
ve ödülün bir işe yaraması etkili olabilmesi için çok dikkatli
kullanılması gerekir. Aksi halde hiç bir işe yaramadığı gibi, ters
etkileri de olur. Çocuğa ceza verilmeden önce, cezalandırmayı
düşündüğümüz davranışın nedeni araştırılmalıdır. Kimi çocuklar
bilmedikleri için bilgisizlikleri yüzünden kötü yada beğenilmeyen bir
davranışta bulunurlar ve kendilerine bu yüzden bağırıldığı kızıldığı ve
ceza verilmek istendiği zaman şaşırırlar. O zaman anlarlar kötü bir şey
yaptıklarını. İşte böyle bir çocuğu cezalandırmak büyük bir haksızlık
olur. Bu gibi çocukları cezalandırmak yerine neden kusurlu kabahatli bir
duruma düşmüş olduklarını açık açık anlatmak ve böylece bu davranışın
tekrarını önlemeye çalışmak daha etkili bir yoldur. Cezanın etkili
olabilmesi için çocuğun, niçin cezalandırılması gerektiğini açıkça
bilmesi gerekir. Öte yandan çocuğun davranışlarıyla verilen ceza
arasındaki ilişki çocuk için önemlidir. Eğer çocuk davranışlarıyla
verilen ceza arasında adil dengeli ve olumlu bir ilişki olduğu sonucuna
varırsa durumda şikayetçi olmaz. Çünkü verilen ceza yerindedir. Ancak
böyle kullanılmadığı zaman çocuk verilen cezadan ders alır. Verilen
ceza; çocuğun davranışlarıyla karşılaştırılınca çok hafif ya da çok ağır
olmuşsa böyle bir ceza çocuk üzerinde yapıcı değil yıkıcı etkide
bulunur. Hafif cezalar ağır cezalardan daha etkilidir. Kimi çocuklar
için bir sert bakış kimileri için bir acı söz, kimileri için uzun bir
süre devam etmemek koşuluyla bazı hak ve ayrıcalıklardan yoksun bırakmak
etkili bir ceza olabilir. Anne ve babalar ceza vermeden önce verecekleri
cezanın tam anlamıyla uygulanabilmesi mümkün mü değil mi,
düşünmelidirler. Aksi durumda çocuğun gözünde alay konusu olur. Bu
cezanın da hiçbir etkisi olmaz. İçe dönük kendilerine karşı güvenleri
olmayan çekingen çocuklar üzerinde cezanın çok olumsuz etkileri vardır.
Verilen cezalar bu gibi çocukların daha çok kendi kabuklarına
çekilmelerine kendilerine karşı güvenin daha da azalmasına neden olur.
Eğer çocuğun cezalandırılması gerekiyorsa içinde bulunduğu ruhsal durum
göz önüne alınmalıdır. Çocuk çok kızmışken aklı başında değilken, çok
sinirli bir durumdayken verilen cezalar, kızgın motora soğuk su dökmeye
benzer. Çocuğun daha sert tepkilerde bulunmasına sebep olabilir.
Kısacası olumlu olmaz, bu durumda verilen cezanın. Biraz da ödülden söz
edelim. Çocuğun başarılarını övmek güzel ve hoşa giden davranışlarının
tekrarını sağlamak amacıyla ve özendirmek için zaman zaman çocuğun
ödüllendirilmeye ihtiyacı vardır. Ödül denilince akla hemen para ve
çeşitli armağanlar gelir. Eve çocuğumuzu zaman zaman ödüllendirirken
para ve armağanlar bir ödül aracı olarak kullanılmalıdır. Bunun herhangi
bir sakıncası yoktur. Kanımızda çocuğun başarılarını beğenilen
davranışlarını ödüllendirmenin de etkili yolları vardır. Örneğin güzel
ve tatlı sözlerle çocuğun başarısı övmek zamanında ve yerinde candan bir
sağ ol gibi sözler çocuğu kucaklayıp öpmek çoğu zaman maddi ödüllerden
daha etkilidir. Ödülü iyi bir davranışın devamını sağlamak özendirmek
için bir araç olarak kullanmak gerekir. Çocuk davranışlarını sonunda
alacağı ödüllere verilecek armağanlara göre ayarlamaya başladı mı ödül
artık araç olmaktan çıkar, amaç olur. Oysa çocuk armağan almak için
başarılı olmaya değil başarıya ulaşmak için başarılı olmaya
çalışmaktadır. Çocuk bir takım iyi davranışları elde etmenin sonunda
armağan alabileceği için değil fakat o davranışların gerekliliğine,
iyilik yada doğruluğuna inandığı için tekrar etme alışkanlığını
kazanmalıdır nokta. Çok çocuklu ailelerde anne babanın bu konuda çok
hassas olması gereken bir başka nokta da şunlardır: Bir çocuğu yaptığı
iş yada başarısı nedeniyle ödüllendirirken bu davranışın öteki çocukları
üzerindeki etkilerini hesaba katmak. Böyle durumlarda anne babanın
yapacağı en küçük bir yanlışlık, öteki çocukların kardeşlerini
çekememelerine kıskanmalarına neden olabilmektedir. Kardeşler arasındaki
ilişkilerin, dengenin bozulmaması için o gün göze çarpan bir davranışı
bahane edilerek onlar da övülmelidirler. Kimi anne babalar çocuklarından
birinde gördükleri iyi bir davranışı yada başarıyı ele alarak bu
çocuklarını över ve armağanlara doğarken bu fırsattan yararlanarak öteki
çocuklarıyla bu çocuğu kıyaslamaya kalkarlar. Böylece sanırlar ki bu
aleyhte kıyaslama sonucu öteki çocuklar örnek olan kardeşlerinin
davranışlarını, hemen taklide kalkışacaklardır. Tecrübeli anne babaların
da çok iyi bildikleri gibi bu tutumla olumlu sonuç almak şöyle dursun,
anne babalar kardeşi kardeşe düşürürler. Bu tip aleyhte kıyaslamalar
kardeşler arasındaki kıskançlığı birbirlerine düşmanca davranışlarda
bulunmalarına neden olur.
<
Sosyoloji
Dizinine Geri Git
<
Aile Sosyolojisi
Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
Aile sosyolojisi,
aile sosyolojisi nedir,
aile sosyolojisi ne demektir,
aile
sosyolojisi tanımı nedir,
aile sosyolojisi ne anlama gelir,
aile
sosyolojisi ne demektir,
aile sosyolojisi nedir,
aile
sosyolojisi nedir,
aile sosyolojisi ne demektir,
aile
sosyolojisi hakkında,
aile sosyolojisi hakkında bilgi,
aile
sosyolojisi nedir |
|